Rahman ve Rahim olan aynı zamanda ve anda Selam ve Mümin olan el Kuddüs’ün ismi ile başlayalım kelimeler cemiyetine..
Ne zor ve kafa yorulması gereken bir besmele oldu. Başlangıcı zorsa yazı kim bilir nasıl son bulur.
Tembellik; vazgeçilmez, baş köşede her zaman bulundurduğumuz bir ağrı kesici mazeret..
İnsanların cins ayırt etmeksizin en çok hoşuna giden şeyler arasında. Resmi tatillerimizden tutalım da uyku saatlerimize kadar en çok konuşulan ama faaliyete geçilmeyen, dillendirilip aynı anda dinlendirilen bir konu. Müslümanların sözlüğünde dahi yer almaması gereken bir konu aynı zamanda. Bir delilimiz ise “ Ya eyyuhel mudessir, gum fe enzir!” der Rabb’ul Alemin’i Kebir.
“Yeter örtüne büründüğün, kalk artık uyan ve uyandır.” Türklerin deyimiyle “ölü toprağını at üzerinden”dir mealinin meali.
Bize birileri tarafından biçilen en güzel ve kebir rolü usta bir oyuncu edasıyla yerine getirdiğimiz tek zanaattır tembellik. Aslında tüm sanat ve zanaatları kapsar. “ Ayaktayken bir bardak su getir” i de kapsar. “Çarşıya çıkmışken şunu da şuraya götür”ü de kapsar. “Elin değmişken şunlara da el at” ı da kapsar. Anlamak istemesek de damarlarımıza şırıngayla verilen en mükemmel zehirdir tembel olma fiiliyatı. İnsanın hoşuna gittiği için tedavi olmak da istemez. İşine gelir mesela akşamları ayağını uzatıp film izlemek. Bugün ne olmuş diye bakmak bile istemez haberlere, morali bozulmasın diye. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” edasıyla dolanır ve dolandığıyla yılandan daha tehlikeli olur da farkına varmaz. Oysa buyurmaz mıydı Allah resulü “ Bir kötülük gördüğünüzde elinizle/dilinizle düzeltin.”
Monoton bir hayat verilir önüne. İşe git, gel, uyu. Nefes al ver yemek ye uyu. Tv karıştır, geyik yap, gül, eğlen, uyu. Kitaplar, ilimler, hadisler, mealler seni hala dört gözle beklerken sen sadece uyu. Yeryüzüne bir halife olarak gelen sen değilmişsin gibi uyu. “ Müminler kardeştirler” ayetine aldırış etmeden her an yanı başında bir kardeşin ölürken sen uyu. En iyi yaptığın şeyi yapmaya devam et ve uyu uyu uyu.
Uyanışlar ne zaman olmalı?
Sokaklar çocuk çığlıklarıyla dolduğunda mı?
Ya da bebek ağlamaları artıp kulaklarımızı tırmaladığında mı? Uzağa gitmeye ne hacet; kendi ailemizin bir ferdi genç yaşına rağmen ölüm döşeğinde olduğunda mı uyanalım?
Ölüm kapıyı çaldığında uyanalım ya da. En çaresiz, bir başımıza kaldığımız ölüm anında uyanalım ki cennete girmemiz daha kolay olsun. Öyle mi?
Son durak dediğimiz o büyük mahkemeye bir duruşma kala uyanmayalım! “Zararın neresinden dönülse kardır”ı hayatımıza geçirerek uyanalım!
Her saniyemizden hesap sorulacağımızı bildiğimiz güne iman ederek uyanalım!
En büyük israfın zaman olduğunu bilerek uyanalım!
Günlerin nehir gibi aktığı bir anda gafillerin kâfirlerin boy gösterdiği zamanın tam içinde olduğumuzu bilerek uyanalım!
Kalk ve uyar emrine iman ederek kalkalım ve uyaralım!
Kül değil de gül olacağımız güne iman ederek uyanalım!
Hakk’a uyanalım, zamanlara, mekânlara, kişilere, olaylara aldırış etmeden sadece ‘ben yaşıyorum ya’ diyerek uyanalım! Uyanışlar hayrola!
İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, yıldızlar, gezegenler, galaksiler, evrenler.. Ve daha bilmediğimiz belki de evren çiftlikleri… Allah’ın değer verdiğini bildiğimiz insan; düşünen, beynini kullanan tek varlıktır şüphesiz. Yeriz, uyuruz, gezeriz, nefes alıp veririz, konuşuruz, yazarız, korkarız, seviniriz, üzüntü duyarız, görür koklar işitiriz.. şu da bir gerçektir ki bunları sadece biz yapmayız. Hayvanlara da öğretilse konuşabilir, hatta yazabilirler.
En büyük nimetimiz aklımız, düşünme yeteneğimiz, idrak edebilme servisimizdir. Düşünen hayvan, konuşan hayvan, yazı yazan hayvan, yürüyen hayvan, uyuyan hayvan da vardır elbette. Fakat ‘o akıl sahipleri’ bu özellikleriyle hayvanların yanında en büyük düşünür/filozofturlar. Sorumluluklarının bilincindedirler. Düşünen, konuşan, yazı yazan hayvan değil de; düşünen konuşan yazı yazan insan olabilme evresine geçebilmişlerdir.
“ Günaydın” değil de “ Sabahın hayır olsun” diyebilen insan düşünebilen hayvandan farklıdır belki de.. “Akletmez misiniz?” ayeti düşünen hayvana değil; yeryüzünde halife sıfatını taşıyabilecek tek varlığa inmiştir. Peki, “ Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerine yalan dersiniz?” ayeti çarpılır yüzümüze. Madem insansın ve düşünebiliyorsun “ Akletmez misin?” demez mi Rabbul Alemin. “ Kadınlar iffetlerini korusunlar, başörtülerini yakalarının üzerine örtsünler.” buyuruyor ya yüce yaradan. Düşünen ama insan olamayan kesim ne der ; “ En değerli giysiniz cildiniz.” Şimdi gerek var mıdır düşünen hayvanı tanımlamaya…
İnsan, insan olabilme özelliğini iman etme girişimiyle kazanır ve kazanmıştır. Çünkü aklı ve kalbi çalışıyordur. Düşünen hayvanlar iman etmezler. Akıl ve kalpleri yoktur. Beyni ve yürekleri vardır. Bu yüzden iman etme aşamasına geçememişlerdir, geçemezler. Ancak ve ancak iman edenler kazanır. Salih amel işleyip birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler imanın tadına varabilirler. Aksi takdirde tüm insanlar/insanlık ziyandadır. Ve andolsun ki ziyanın/zararın neresinden dönülse kardır (biiznillah).
İnsanlar, nisanlar ve anlar… Zaman durmak bilmez. Ne mutlu zamanı Kur’an’la yakalayıp ona sımsıkı sarılabilenlere… Ve düşünen insanlara selam ve dua ile…