Sevgili anneciğim… Geçen gün biri kadın diğeri erkek olan iki kişiyi sorguya gönderdik… Sorguya göndermek ağır geldi anne… Nasıl yardımcı olacağımı bildiğimi bildiğinden benden yardım talep etmedi… Sorguya götürmek için adresine baskın falan da yapmadık… Gönüllü ya da gönülsüz kendileri geldiler, bizler de sorguya gönderdik…
Sorgucular mütercim talep etmiyorlar anne… Herkesin dilinden anlıyorlar… Rüşvetin ya da adam kayırmanın yaşanmadığı belkide tek sorgu odasıdır… O odada neler soruluyor, biliyorum anne… Çok soru sormuyorlar… Dil, din, ırk, kültür falan ayrımı yapmadan sorgu odasına alınan herkese aynı soru soruluyor anne…
Sorguya götürmek ağır geliyor anne… Yarın kim ya da kimleri sorguya göndereceğim, bilmiyorum anne… Hayat sürprizlerle dolu…
Tüm ailenin ve akrabaların bir araya gelip bir an önce sorgu odasına bırakma yarışlarını görecektin anne… Sistem, mükemmel işliyor… Dünyanın hiçbir ülkesinde benzeri bir sorgu mantığını göremezsin… Sorguya çekilme riski olan herkes kaçıp gizlenirken bu sorgulama sisteminde kimse ne kaçıyor ne de gizleniyor… Tüm aile seferber olup kendi elleriyle teslim ederken sorguya alınacak kişide bir endişe de göremiyoruz…
Ya bu insanlar sorguya hazır hissediyorlar kendilerini ya da tamamen unutmuşlar… Sorulan soruları biliyorum demiştim anne… Toplam üç soru soruluyor… Verilecek cevaplar sorular kadar kısa anne… Fakat ezberi çok zor… Soruların cevapları papağan gibi tekrar edilerek ezberlenmiyor… Ezberi enzor olan cevaplar…
Bir insan koskoca kitapları ezberleyebilir… En ağır metinleri de ezberleyebilir… Fakat sorgu odasındaki soruların cevabını burada ezberleyip orada cevaplamak imkânsız gibi bir şey… Oysaki verilecek cevaplar toplam 18 harften oluşuyor… Ama o odada hazırlıksız yakalananlar bir harfini bile hatırlayıp cevaplayamıyorlar… Sistem mükemmel işliyor anne…
‘Rabbin kim? Dinin nedir? Peygamberin kim?’ sorular ne kadar da kısa, değil mi anneciğim? Sorular kadar cevapları da kısa: ‘Allah (c.c), İslam ve Muhammed (a.s)’… Bu cevabı öğrendikten sonra aklıma şöyle bir resim geldi anne: boş bir kâğıda; tek bir giriş kapısı olup onlarca çıkış kapısı olan yuvarlak bir daire çizilmiş… Dairenin içi islam, dışta kalan kısım ise islam dışı olarak adlandırılmış…
Dairenin giriş kapısında kelime-i şehadet getiren herkes İslam dininin içine girmiş oluyorlar… İslam dairesinde Allah’ı rab olarak kabul edip o hal üzere yaşayıp sorguya alınanlar ilk soruya cevap verebiliyorlar anne… ilk soru: senin rabbin kim?
İslam dininin içinde kalıp dışarı çıkmayanlar 2.soruya cevap verebiliyorlar anne. 2.soru şuydu: dinin ne?
İslam dairesinin içinde izlenilmesi gereken bir ayak izi var anne… O ayak izi Muhammed (a.s) isimli peygambere ait… Hani İslam dininin girişinde Muhammeden abduhu ve resuluhu demiştik ya! İşte o Muhammed (a.s)’ın ayak izi… O ayak izini takip edenler de 3.soruya cevap veriyorlar anne… ne kadar kolay değil mi?
Evet anneciğim… Hidayetle tanışıp ölünceye kadar İslam dininin dışına çıkmayıp hayatın her alanında Allah’ı (c.c) rab olarak kabul edip ve bu rab kabul etmenin gereklerini yerine getirelim bir de Muhammed (a.s)’ın ayak izlerini takip edelim vallahi sorguda zorluk çekmeyiz…
Söylemesi çok kolay değil mi anne:)
İş, bu üç soruya göre hayatı tanzim etmede… Sorgu odasını basite almayan bir sahabe bak neler söylüyor anne:
Hz. Osman’ın (r.a) kölesi Hani’nin (r.a) şöyle söylediği nakledilmiştir: Hz. Osman bir kabrin başında durunca sakalları ıslanıncaya kadar ağlardı. Ona ‘cennet cehennemden bahsedilince ağlamıyorsun, kabrin başında niye ağlıyorsun?’ diye sordular. O da şöyle cevap verdi: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştu: Kabir ahirete yolculuğunun ilk konaklama yeridir. Kabirde kim kurtulursa sonrası daha kolay geçer. Kim kabirde kurtulamazsa sonrası daha perişan geçer.” (Tirmizî, İbn Mâce)
,,,
Rabbim, İslam dini içinde peygamberimizin adımlarını takip ederken canımızı alsın anne… işte o zaman sorgudan terlemeden çıkarız inşaallah…
Not: Kabristanın camiye yakın olmasından dolayı cenazelerini evimize yakın olan camiden kıldırıp defnediyorlar.
Hayyulaşır – Kahire / MISIR
SÜTUNHABER