Kâfirlerin amelleri ise engin çöllerdeki serap gibidir. Susuz kimse onu su zanneder, fakat oraya varınca hiçbir şey bulamaz. Kâfir, karşısında Allah'ı bulur. O da hesabını eksiksiz olarak görür. Zaten Allah'ın hesaplaşması çabuktur.
Ahiretini dünyaya tercih eden kâfirler de, kendilerince salih ameller! İşlerler… Öldükten sonra bile anılmak için bazen okul ve benzeri binalar yaptırarak ölümsüzleşmek isterler… Sonuçta gerilerinde bir görüntü bırakırlar… Yukarıdaki ayette kâfirlerin amellerinin sadece bir görüntüden ibaret olduğu, Allah katında hiçbir değer ifade etmediğinin mükemmel bir tasviri; ‘ … Engin çöllerdeki serap…’
Bir anlık uçsuz bucaksız bir çölde yana yana su aradığınızı düşünün… Nereye baksanız aynı renk… Güneş ışınlarıyla parlayan sapsarı kum taneleri… Zaman geçiyor ve susuzluğunuz had safhada… Ne yağmur bulutları gökte ne de çölde su kaynakları… Ümidinizi tam yitirecekken uzaklarda su görüntüsü… Susuzlar için bundan daha güzel bir görüntü olamaz… Adımlar hızlanır da hızlanır… Su mahaline yaklaştıkça su görüntüsünün serap olduğu anlaşılır ve tam bir şok yaşanır…
Bu şok en fazla öldürür… Ama kâfirleri bekleyen ikinci bir şok vardır ki emir ve yasakları karşısında kibirlenen ve karşılaşacaklarına inanmadıkları Allah’ı bulurlar… Hem de umutlanacağı bir zeminde:
‘’… Kâfir, karşısında Allah'ı bulur…’
Allah ile karşılaşacağına inanmayanlar, sorgu ve suallerden geçileceğine inanmayan bu insanlar her şeyi gören ve işiten, yapılan her türlü söz ve fiilleri kaydettirip defterlerini önüne açıp bıraktıran Allah ile karşılaşacaklarını hiç ummuyorlardı…
Defterler açılır ve soldan uzatılır kendilerine… Fazla bekletilmeden ebedi kalacakları yurtlarına sevk edilirler…’’ Rabbim sen bizi ateşin azabından koru. Âmin.’’
Kâfirlerin amellerinin tasvirine devam ediyor rabbimiz:
‘Ya da (inkâr edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.’
Rabbimiz kâfirlerin amellerini sıradan bir denizden misal vermiyor… Çünkü denizlerin diplerine güneş ışınları sızar… Kâfirler denizin diplerinde karanlıklar içinde yüzerek yüzeye çıkmak isterler… Karanlık korkutur kendilerini… Bahsedilen denizin yüzeyi de karanlık ve sakin değil… Dalga üstüne dalgalıdır deniz yüzeyi… Korkunç bir sahne… Yüzeye doğru çıkan bir yüzücüyü korkunç dalgalar bekler…
Yüzeye çıkmasına izin verilir ki yeni yeni sürprizlerle karşılaşsın… Derinliklerden yüzeye çıkınca güneş ışınlarının ya da ay ışığının kırılmaları gözükür… Oksijene ve ışığa kavuşmaya ramak kalmıştır ama ne ışık gözükür ne ay ışığının pırıltıları…
Kabul etmedikleri nur, bulut arkasına gizlenince umutlar denizin karanlıklarına gömülür… Yer karanlık gök karanlık… Ve boğulmaktan kurtulmak için kol, havayla buluşur… Aman Allah’ım! Ne korkunç bir sahne;
‘’… elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek.’’
Umutlarının tükenişini izleyip dururken acaba inkâr ettiği nur kendisine göz kırpacak mı? Ve ayet bu sorunun cevabıyla son buluyor:
‘’ Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.’’
Allah’tan nur talep etmeyenlere başka hiçbir kaynaktan nur gelmez kendilerine… ‘Rabbim bizleri karanlıkları tercih eden kâfirlerden beri etsin. Âmin.’
Hasan-ı Basri (r.a) Bu ayeti şöyle değerlendirir:
1- Denizin karanlığı
2- Dalgaların karanlığı
3- Bulutun karanlığı
Kâfirlerin de üç karanlığı vardır.
1- İnanç karanlığı
2- Söz karanlığı
3- Amel karanlığı
Ubey bin. Ka’b, kâfirlerin zulumat içindeki hayatını şöyle açıklar: Kâfirin sözü karanlık, ameli karanlık, girdiği her yer, çıktığı her yer karanlık ve akıbeti karanlıktır.(İbn-i Kayyım- Emsal.)
Gazali bu ayeti şöyle yorumlar:
Ayetteki birinci dalga: hayvani sıfatlara, hissi lezzetlerle meşguliyete ve dünyevi ihtiyaçları tedarike sevk eden şehavet dalgasıdır. Bu dalgaya kapılanlar hayvanların yediği gibi yerler, zevklenirler. Bu dalganın karanlık olması uygundur.
Çünkü bir şeyi sevmek insanı kör ve sağır eder.
İkinci dalga: Ğadap- düşmanlık- buğz- kin- haset- övünmek- çocukluk sevdasına sevk eden parçalayıcı hayvani sıfatlar dalgası… Bunun da karanlık olması uygundur. Mesela ğadab, aklın cadısıdır. Bu dalganın diğer dalganın üstünde olması uygundur. Çünkü çoğu kere ğadab şehevata galip gelir. Ğadab heyecana gelince, şehevatı dağıtır. Arzu edilen lezzetleri unutturur. Şehvet ise, heyecana gelmiş ğadaba asla direnemez.
Buluta gelince; kâfirin imana gelmesine, hakkı bilmesine, akıl güneşinin nurdan istifadesine engel olan çirkin itikatlar, yalancı zanlar ve fasit hayallerdir. Çünkü bulutun özelliği, güneş nurunu parlaklığına engel olmaktır.
Bütün bunlar birer karanlık olunca ‘’ birbiri üstüne karanlıklar’’ ifadesi münasiptir. Bu karanlıklar, değil uzaktakilerin, yakın şeylerin bile bilinmesine engel olmuştur. Mesela kâfirler, en edna bir teemmülle kolaylıkla ulaşabilecekleri ve anlayabilecekleri hazreti peygamberin (a.s) hayret verici hallerinin marifetinden perdeli kalmışlardır. Bundan ‘’ öyle ki elini çıkardığında neredeyse onu bile göremeyecek.’’ Şeklinde bahsedilmesi münasip olmuştur.