• Diğer

Yazar

m52kucuk@hotmail.com

27 makale bulunmakatadır

Yenilgi ve Zafer, Zenginlik ve Fakirlik: Diyalektik Kıskaçta İmtihan

Varlık zıtlıklar içinde oluşa gelir, hayat bulur. Yaratılışta var olan zıtlıklar, çelişki gibi gözüken farklılıklar bir anlamda evrenin insicamı, varlığın ahengi ve esenliği için kaçınılmazdır. Kısacası kâinatta gözlemlenen çelişkiler, çatışmalar ve zıtlıklar içinde birlik veya tevhit egemendir. Bu durum bir ressamınkine benzer ki bir ressam farklı renkleri kullanarak bir tablo

21:19 - 26 Ekim 2014

+A

-A

Bu noktada renklerin farklılığı kaçınılmazdır ve hiç bir ressamın da asla her hangi bir favori rengi yoktur. O, renk çelişkisi ve çatışması içinde tablosunu çizer, betimlemek istediği nesneyi ortaya koyar. Sonuçta ressamın elinde renk anarşisi içinde mükemmel bir tablo ortaya çıkar! Kısacası ressam değişik renkleri kullanarak farklılıklar içinde ahengi, bütünlüğü ortaya koyar.
 
Bilineceği üzere evrende hemen her şey zıddıyla kaimdir. Allah'ın ise zıddı yoktur. Bir ressam nasıl ki tablosuyla, bir yazar kitabıyla, bir sanatkâr da sanatıyla biliniyorsa Allah da yarattığı eşsiz varlıklarla bilinir, kudret ve azameti bu yaratılmışlar ile ortaya çıkar. Nasıl ki bir tablonun güzelliği ressamının becerisini, sanat anlayışını ve derinliğini ortaya koyuyorsa aynı şekilde evrende var olan insicam ve insanı hayrete bırakan olağanüstü yaratılış düşünen akıllara Allah'ın kudret ve azametini göstermektedir. 
 
Aynı şekilde insan toplumlarında da zaman-zaman zıtlıklar, çelişkiler baş göstermekte ve Allah bu zıtlıklar içinde kullarını imtihan etmektedir. Bu zıtlıklar içinde yüce ruhlular ile adi ruhlular doğal olarak ortaya çıkar, kimin hak ve kimin de batıl yolda olduğu belli olur, hak ile batıl belirginleşir. 
 
Allah imtihan etmek, denemek için bazen kulları arasında günleri değiştirir. Bazen kâfirler zengin, müminler fakir veya bazen müminler zengin, kâfirler ise fakir düşer. Savaşlarda bazen kâfirler galip, müminler mağlup olur; bazen de müminler galip, kâfirler ise mağlup olabilir. Kuşkusuz zafer ve yenilgi, kazanç ve kayıp, zenginlik ve fakirlik Allah’ın iradesiyle meydana gelir, O'nun iradesiyle gerçekleşir. Allah ise her durumda kullarını sınar, imtihan eder.
 
Nitekim bazen müminler Allah’ın kitabına sıkı-sıkıya bağlı oldukları, Allah’ın dinini gerçek anlamda yaşadıkları halde mağlup düşmüş olabilirler.
Nitekim daha Allah’ın elçisi aralarında iken Bedir’de kesin bir başarı elde eden müminler Uhud’da ise ağır bir yenilgi almışlardır. Allah ise bu çelişkide, bu zıtlıklarda bir şekilde tarafları imtihan eder, etmektedir.
 
Kuşkusuz Allah kâfirlerden bizatihi kendisi de intikam alabilir ve buna kudreti elbette yeter. Fakat yüce Allah yenilgi ve zafer gibi durumları insanlar arasında değiştirir ki bu şekilde kullar çetin bir imtihandan geçirilsin ve kimin doğrunun ve doğruluğun yanında, kimin güçten ve güçlüden tarafa, kimin de haklı olduğu halde güçsüzden yana olduğu ortaya çıksın.
 
Bir başka ifadeyle, Allah günleri kulları arasında değiştirir. Bu gün müminler galip gelir, yarın ise kâfirler! Böylece kâfirler galip geldiğinde kimlerin gerçek mümin olduğu ortaya çıkar! Yaşamın akışı böyledir. Bir gün müminler Mekke dönemini yaşarlar bir gün de esenlik yurdu (darus-selam) olan Medine dönemini... Bir gün Bedir'i ve bir gün de Uhud'u... Her zaman başarı ve muvaffakiyet müminlerde olsa sınav anlamını yitirir.
 
Nitekim ulu Allah buyurdu: "Eğer siz, Uhud savaşında bir yara aldıysanız, o topluluk da Bedir savaşında benzeri bir yara almıştı. Zira iyi ve kötü günleri biz insanlar arasında evirip çeviririz. Bu metot Allah'ın iman edenleri seçip ayırması ve aranızdan gerçeklere hayatları ile şahitlik yapanları seçmesi içindir. Çünkü Allah yaratılış sebebine aykırı davrananları asla sevmez." Ali İmran Suresi, Ayet 140
 
Şayet Allah sürekli inananları galip getirseydi bu durumda tüm kâfirler de iman etmedikleri halde İslam'ın gücü karşısında mümin kılığına gireceklerdi. Veya tersi olsaydı tüm insanlar kâfirlerin medeniyeti ve gücü karşısında boyun eğecekler ve 'Bunda bir hikmet vardır!' deyip küfür de belki de tek bir ümmet olacaklardı.
 
Nitekim ulu Allah buyurdu: "Bütün insanların küfürde birleşerek bir tek ümmet haline gelmesi söz konusu olmasaydı, katımızda bir değer ifade etmeyen dünya ziynetlerini Rahman olan Allah’ı inkâr eden kimselere verir, evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları gümüş merdivenler, asansörler yapardık." 
Zuhruf Suresi, Ayet 33
 
Allah elbette dilerse kâfirlerden intikam almaya, onları dize getirmeye galiptir. Fakat O, kullarını birbirleriyle imtihan eder.
 
 
Nitekim ulu Allah buyurdu:"İnkâr edenlerle savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarını vurunuz. Onları yendiğinizde de sıkıca bağlayınız. Savaş sona erdiğinde ya bir lütuf olarak karşılıksız ya da fidye alarak salıveriniz. Allah dileseydi onlara galip gelir ve onlardan intikam alırdı. Fakat kiminizi kiminizle denemek için böyle yaptı. Allah yolunda öldürülenlerin yaptıkları hiçbir ameli Allah asla boşa çıkarmayacaktır." Muhammed Suresi, Ayet 4
 
Bazen yenilgi müminlerin yapmaları gerekeni yapmamaları, işi yavaştan alıp savsaklamaları, dahası kitap ile ilişki ve iletişimlerini basite veya hafife almaları neticesinde Allah’ın bir cezası şeklinde tezahür eder ki müminler akıllarını başlarına alsınlar da kıyamet günü gelmezden evvel uyansınlar. Müslümanların içinde bulunduğu durum ise kuşkusuz onların Allah’ın kitabına ve dinine olan lakaytlıklarının doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur.
 
Kim evrensel yasalarla uyumlu olan kitaptan yüz çevirir ve uzaklaşırsa bu durumda bu kişinin kendisiyle, yaratılışıyla çelişkiye düşeceği, yenilgiyi hak edeceği aşikârdır. Yoksa şanı yüce Allah iman edip durduğu, dini yalnızca kendisine has kılıp mümince yaşadığı halde asla bir topluma, bir kavme veya bir bireye zulüm etmez, onu kâfirlerin elinde bir oyuncak haline getirmez. Onu iman edip salih amel işlediği halde asla zillete düşürmez. Zira Allah iman edenlerin yardımcısı ve dostudur.
 
Bu gün müminler Allah’ın kitabından kısmen ayrılmışlar ve neticede ise başlarına belalar gelmiştir. Çoğunluk olmalarına rağmen küçük bir topluluğun elinde oyuncaktırlar ve çoğunlukla zillet içindedirler. Kim kitaptan ayrılırsa ona dünya ve ahiret yurdunda rezil ve rüsva olmak vardır. İster mümin, ister kâfir olsun kim elini ateşe tutarsa ateş onun elini yakar. Bu Allah’ın yaratılış kanunu ve değişmeyen sünnetidir.
 
Fakat bir toplum veya bir birey her koşulda ve şartta Allah’ın dininde sabit kalır tek başına da olsa bu yolda gayret gösterirse Allah asla onu mahcup ve mağlup edecek değildir. O kişi veya toplum düşmanın elinde mağlup olsa bile manen Allah katında her daim kazanacak ve sürekli başarıya ve muvaffakiyete koşacaktır.
 
Şurası da bilinmelidir ki kâfirler de müminlere galip gelmekle izzet ve şeref bulmuş değillerdir. Bu halleriyle kendilerinde bir varlık görmüşler ve böylece de kendilerini doğru yolda zannetmişler, bu şekilde gönüllerini karanlıkta bıarkıp aydınlığı yok ederek fesatlarını artırmışlardır.
Zaferleri, zenginlikleri onları mağrur etmiş ve bu şekilde Allah'tan kendilerini müstağni saymışlardır. Elbette kıyamet günü ellerinin kazandıkları nedeniyle kâfirler misliyle cezalandırılacaklardır.
 
Sakın ola onların diyar-diyar gezmeleri, lüks ve şatafat içinde yaşamaları seni aldatmasın. Az bir faydalanmadan başka bir şey değildir bu! Sonra dönüşleri rableri olan Allah’a dır. Nitekim ulu Allah buyurdu: “Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin, yeryüzünde refah içinde dilediklerini yapabilir görünmeleri seni aldatmasın.” 
Ali İmran Suresi, Ayet 196
 
Yani kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edip duran kâfirlerin ülke-ülke seyahatleri, ticaret yapıp bol para kazanmaları, lüks ve şatafat içinde yaşamaları seni aldatmasın.
 
Yine bir başka ayette de yüce Allah şöyle burudu: “De ki Allah adına yalan uyduranlar, iflâh olmayıp kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa eremeyeceklerdir. Dünyadan geçici bir yararlanma ve sonra dönüşleri bizedir! Sonra hakikati inkâr etmeleri nedeniyle şiddetli azabı onlara yaşatacağız.” Yunus Suresi, Ayet 69-70 
 
 
İnsanlar çoğunlukla dünya hayatında lüks ve şatafat içinde yaşayan ve konfora dayalı bir medeniyet inşa edenlerin daha doğru yolda olduklarını düşünür. Dolayısıyla da yaşamında zenginlik içinde yaşayanları doğru yanlış demeden örnek edinir. Fakir olanların inançları, düşünceleri ise doğru bile olsa onları ilgilendirmez. Oysa durum asla böyle değildir.
 
Oysa kâfirlerin dünyadaki zevkleri geçicidir. Sonra hesap vermek üzere Allah'ın huzuruna getirileceklerdir. Ulu Allah, Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına itip örtbas ederek inkârda, küfürde ısrar etmeleri sebebiyle onlara şiddetli azabı tattıracaktır. 
 
Nitekim ulu Allah buyurdu: “Onlar sanıyorlar mı ki kendilerine vermekte olduğumuz mal ve çocuklarla biz onların hayırlarına koşuyoruz veya onlara yardım ediyoruz? Hayır, onlar şuurunda değiller.” Müminun Suresi, Ayet 54-55-56 
 
 
 
 
Sonuç olarak hakikatin ölçüsü galibiyet veya mağlubiyet,  zenginlik veya fakirlik değildir. Güçlü ve zengin olanlar asla her zaman hakkın tarafında değildirler. Fakir ve ezilmiş olanlar da asla her zaman batıl üzere değildir. Bu tür algılar asla hakkın ölçüsü değildir. 
 

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000
gonca 24 Mart 2015 00:59

selam ben hep fakirden yana oluyordum.sonra farkettim ki zengin antipatisi de bir tür ırkçılıktır.Çünkü birçok zengin aileden zengin olabiliyor yani bir insan milyarderin oğlu olduğu için suçlanabilir mi?Her insan kendine verilen şartlarla imtihan ediliyor, insanın eylemleri şahsiyetini belirliyor.Ya da bir insana verilen özel bir imkan onu zenginleştirebiliyor hem de gayet meşru yollarla.Önemli olan Allah'ın razı olacağı durumda olmak.Çok yerinde bir tespit.Maalesef fakir müslümanlar zengin düşmanı sosyalistlere dönüşebiliyor...

Cevapla
  • ÇOK OKUNANLAR
  • ÇOK YORUMLANANLAR

ARŞİV