• Diğer

Yazar

m52kucuk@hotmail.com

27 makale bulunmakatadır

Okuyalım Ama Neyi ve Niçin?

19:31 - 21 Mayıs 2014

+A

-A

Bilineceği üzere her insanın kendine özgü düşünceleri, hayalleri ve ön-yargıların ağında oluşmuş bir yaşam felsefesi ve bakış açısı vardır. Kuşkusuz herkes olayları kendi perspektifinden, kendi yaşam felsefesinden ele alarak yorumlayacak, sorunlara yine kendi bakış açısından çözüm üretme yoluna gidecektir. Böylece insanların ortak kanaat ve akılda bir araya gelmeleri neredeyse imkânsız olacaktır.

Bu nedenle olacak ki Allah bize aramızda hakemlik edecek ayetleri sapasağlam bir kitap indirdi. Kitabın aslen indiriliş sebeplerinden belki de en önemlisi aramızda çıkacak anlaşmazlıklara hakemlik etmesidir. Ayrıca bu kitap insanlığı fıtrat ve vicdanlarına uygun hareket etmeye çağrı yapmakta ve gelmesi kaçınılmaz olan kıyamet gününden sakındırmaya çalışmaktadır. Bir başka ifadeyle bu kitap insanlar arasında meydana gelen ayrılıkları çözümlemeye, fitneyi yok etmeye geldi.

Ne var ki müminler ellerinde ayetleri sapasağlam bir kitap olmasına rağmen yine de değişik fırkalara, grup ve hiziplere ayrılmışlardır. Bence bunun nedeni kitabın kendisi değil aldığımız eğitimin, toplumsal geleneklerin, yapıp-etmelerin ve başkaca okuduğumuz kitapların zihinlerimize ve kalplerimize vurduğu bağ, attığı düğümlerdir.

Bir bakıma bu ayrışmaların temelinde okuduğumuz farklı kitapların ve yapılan yığınlarca farklı yorumların aramıza attığı pislik yatmaktadır. Herkes bir şeyler söyleyip konuşmakta ve yazmaktadır. Dahası farklı düşünceleri ortaya koyan ve bu konuda yazan herkes kendi düşüncesinin doğru olduğuna Kur’an ve sünnetten delil getirmeye çalışmaktadır.

Ayrışmanın temelinde yatan bir başka en önemli neden de gereksiz kitaplar okuduğumuzdan toplusal belleğimizin hurafelerle, kirli düşüncelerle dolu olması ve ümmi olma vasfımızı kaybetmemizdir.

Unutulmamalıdır ki Allah'ın son elçisi ümmi idi. O peygamber hiç kitap okumamış, hariçten onun zihnine gereksiz kuruntu ve avuntu türünden bilgiler yüklenmemişti.

Belki de o peygamber ümmi olup hiçbir kitap okumamış olduğundan ve ideolojik bir dayatma altında şekillenmiş bir eğitimden geçmediğinden peygamberlikten önce bile cehalet bataklığına batmamış ve o gün Mekke toplumuna hükmeden pek çok akıl-dışılıkları sorgulamak adına Hıra mağarasına çekilmişti. 

Yani o peygamber bir bakıma toplumda var olan olumsuzlukları ve irrasyonel uygulamaları tasvip etmemişti. Bu onun sağlam fıtratından ve onun zihnine ve kalbine hariçten saflığını bozacak bir yüklemenin yapılmamasından kaynaklanmaktaydı.

Bir başka ifadeyle o peygamberin ne kalbine ve ne de zihnine hariçten bir şey nakşedilmemiş olduğundan o mübarek elçinin saflığı bozulmamış anlamında o peygamber anadan doğduğu gibi ümmi idi. İşte insanlığa gönderilen en son elçinin ümmi olması bu anlamda idi.

Zaten ‘ümmi’ kelimesi Arapça ‘um’ kökünden türemiş bir kelimedir. ‘Um’ kelimesi ‘anne’ anlamında olup ‘ümmi’ ise ‘anasından doğduğu gibi, saf ve temiz, kalbine, zihnine hariçten müdahale edilmemiş ve saflığı bozulmamış’ anlamlarına gelmektedir. Böylece peygambere ümmi bir peygamber demekle bir bakıma vahyin Allah’tan indirildiği şekliyle korunmuş olduğu algısı desteklenmek istenmiştir.

Unutulmamalıdır ki bazen insanlar okudukça cehaletin doruk noktasına çıkmaktadırlar. Nihayet yeryüzünü ateşe veren küresel şeytanlar asla cahil değillerdir. Belki de hemen hepsi dünyaca ünlü tüm klasikleri okumuşlardır. Ama bu tür okumalar asla yeterli değildir. Eğer dünyaca ünlü bu klasikler bir zihin inşa etse idi yeryüzü günümüzde bir esenlik yurdu olabilirdi. Bunlar sağlıklı bir zihin ve kalp inşa etmek yerine insanların saflığını ve ümmiliğini bozmaktadırlar.

Bizler bazen genel olarak her nedense bir âlimi yazdığı kitapların çokluğuyla değerlendirir ve onun ilmi yetkinliğine vurgu yaparız. Yine bizler 'Bir kişi ne kadar çok kitap yazmışsa o kişi o kadar çok âlimdir' mantığıyla yola çıkarız. Aramızda çoğu zaman 'Ne kadar çok kitap, o kadar çok âlim!' algısıyla kişiler hakkında yorum yapanlarımız vardır. Oysa bu mantık her zaman doğru değildir, zira bazen kitap yazan insanların ayakları kibir ve gurur yüzünden kitap yazmayanlara nispetle kaymaya çok daha meyillidir.

Onlar kitap yazdıklarından ve her şeyi bildiklerini düşündüklerinden ötürü bir noktada yanlış yaptıklarında bu yanlışlarını asla düzletme yoluna gitmezler, gidemezler. Çünkü gurur ve kibir bu gibi insanlarda en üst noktada yer almaktadır. Uyarı niteliğinde de olsa olumlu olumsuz hiçbir eleştiriye tahammül edemezler. Bu tür bir tavrı bir bakıma onur incitici bulurlar. Oysa bu düz mantık hem yanlış ve hem de hatalıdır. Bu nedenlerden ötürü ben bazen 'Çok okuyan, çok kitap yazan âlimdir!' mantığının tersinin de mümkün olabileceğini düşünmekteydim.

Çoğunlukla ben insanların okudukça cehaletlerinin de buna paralel olarak artacağını düşünmekteydim. İlim ve hikmet sahibi bir âlim olabilmeniz, irfan denizine yelken açabilmeniz okuduğunuz kitaplara, yazarların yaşam felsefesine ve inanç örüntüsüne de bağlıdır. Öyleyse okuduğunuz kitapları söyleyiniz bana kim olduğunuzu söyleyeyim size!

Yıllarca ilahiyat tahsili gördükleri halde açık bir meselede bile farklı düşünen, kavga eden profesörleri gördüğümde aslında hiç şaşırmıyorum. Neden mi?

Çünkü öncelikle aldıkları eğitimin zihinlerinde ve kalplerinde açtığı derin yaralar ve okudukları gereksiz pek çok kitabın yıllar içinde kalplerine bıraktığı virüsler nedeniyle bu kimselerin safiyeti bozulmuştur. Edindikleri ön-yargıların dar kalıplarını kıramamış ve o dar düşünsel labirentlerinden bir türlü kurtulamamışlardır. Kalpleri bozuk düşüncelerin ağında ve sarmalında kalıp gereksiz, hurafe türünden edinim ve kazanımların kışkırtmasıyla kitaba yaklaşan bu kimseler elbette ayetlerde Allah’ın vermek istediği gerçek mesajı algılamakta zorlanacaklardır.

Bu nedenle kişi Kur’an okumaya başlayacağı zaman önce kovulmuş şeytandan Allah’a sığınmalıdır. Bu tutum, Kur’an okumaya hazırlanan kişinin artık kendi düşüncelerinden, kalbinde var olan aykırı düşünsel tortularından ve gereksiz bilgi ve hurafelerden kurtulması ve kitaba salt anadan doğduğu gibi ümmi bir biçimde yani peygamberce yaklaşması anlamına gelmektedir.

Aksi halde bu Kur’an asla muhatabına gönlünü açmaz, ona sırlarını göstermez ve rabbani bir kişilik inşa etmez. Nitekim bu kitap sadece Allah’ın kendilerini görüp gözettiği bilinciyle yaşayan muttaki kullara yol göstericidir. Bu kitaptan istifade etmenin başlıca şartı, olmaz ise olmaz anahtarı elbette takvadır. Allah ise göğüslerin özünü bildiğinden kimin takvalı, kimin de başka maksatlarla bu kitaba yöneldiğini bilir ve ona göre kitabın vermek istediği mesajı onların kalplerine verir.

Şurası hiç unutulmamalıdır ki bu kitap hasta kalplere gizemlerini açmaz, onların gönüllerini ve zihinlerini asla olumlu anlamda inşa etmez. Bu nedenle ben günümüzde eğitilmiş ve pek çok kitap okumuş insanları gördükçe ‘Bırakın insanlar saf halleriyle yani ümmi kalsınlar! Bırakın insanlar cahil kalsınlar!’ diyorum. Yine ben ‘İnsanların üzerinden o kirli ellerinizi çekin ki sağlıklı düşünebilsinler’ diyorum. Eğer eğitilenler böyle ise insanları çocukluktaki halleriyle bırakın ki barış dolu bir dünya inşa edebilelim ve korku ve üzüntünün olmadığı cennetimsi bir hayatı daha burada iken yaşayalım.

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000
gonca 29 Ocak 2016 02:09

selam.yetiş ya şeyhim diye dua edenlere bir cevap. gıyaben yardım istemek caiz olsaydı,kiramen katibiynden ve hafaza meleklerinden istememiz daha mantıklı olmazmıydı.onlar hep bizimle çünkü biliyoruz.o melekleri çağırsaydık bize öfkeyle bakarlar,lanet ederler,aciz olduklarını itiraf ederlerdi.şirkimizden allaha sığınırlardı. gıyaben yardım istemek sadece telepatik tasarruf verilen meleklere caiz olabilir.yani onlar birbirlerine telefon gibi bağlıysalar bu onlar için caiz olur.ve bu onlar için gıyaben değildir.eğer aynı güç evliyada varsa ve bundan eminlerse yani telefon gibiyse bu da gıyaben olmaz.insanlar için bu güç telefondur.yani dara düşünce tanıdığı aramaktır.kulluk dünyevi çözümlere yönelip neticeyi allahtan ummaktır.allahla muhabbetin anahtarı:peygamber allah ile konuştuğundan nasıl emin oluyordu sorusunda gizlidir.

Cevapla
gonca 29 Ocak 2016 01:57

selam.bayanım ben.değil dünyada cennette bile bize farklı muamele yapan tanrıdan bahseden kitapları okuduğumda dinden çıkmamam allahın lutfudur.onlar da bir sınavdır.en çetin sınav sağdakilerle olandır.namazlı,oruçlu,tesettürlü,cübbeli ve sarıklı şeytanlarla olan sınavdır. şeytan günah işlemez,adam öldürmez,yani temel amacı bu değil,tek amacı var.şirk koşturmak.biliyor ki şirk koşturduğunda nakavt etmiştir.en güçlü şeytanları imam ve hocalara gönderir ve bazen hoca olarak gönderir.şeytan günah işlettirirse adam öldürttürürse başarılı olur.korku filmleri çok komiktir.şeytanlar genelde sempatik iyiliksever ve dindardır.cennet vaad ederler şirk koştururlar,allah uzak derler.allah bizimle inşallah.kurtulursanız goncayı anın ben sizi anacağım...bir sır daha şirk dahi anlamsız değildir.onun özünde dahi aklı aşan hikmetler vardır.şirk koşmayız ama hızır gibi bakınca ondaki esrar gaybın anahtarlarındandır...biz artık bizlere hasretiz.aşkın ötesinde hiçliğin kıyısında biz cennetinde.

Cevapla
  • ÇOK OKUNANLAR
  • ÇOK YORUMLANANLAR

ARŞİV