• Diğer

Yazar

m52kucuk@hotmail.com

27 makale bulunmakatadır

Gözünü Salt Dünya Hayatına Dikmek

İnsan genel olarak zenginliğe, lüks ve şatafata, kısacası dünya hayatının geçici süsüne gözünü diker de çoğu zaman haram-helal sınırlarını gözetmeden mal edinmeye, zengin olmaya, lüks içinde yaşamaya odaklanır, bunun için çalışır, ömrünün büyük bölümünü bunu elde etmek için mücadele eder.

11:52 - 21 Kasım 2015

+A

-A

Hatta daha da ileri giderek zengin fakat bozguncu, şımarık, malıyla caka satan, insanlara tepeden bakan, acımasız, paylaşmayan ve cimri bir kimseyi gördüğünde Allah'ın kendisine verdiği ile yetinmeyip böyle bir kimseye imrenir, onun malına göz koyar ve Rabbinden aynısının kendisine de verilmesini ister.

Oysa bu malın ve zenginliğin belki de kendisinin yıkımı ve helaki olacağını düşünmez. Haram helal demeden o da sınırları aşarak o zenginliğe ulaşmak ister. Oysa helalinden çalışarak ve elinin emeğiyle kazandıkları onun için daha hayırlıdır. Gözünü sadece dünya hayatına dikmiş bir kimse bunun farkına varamaz.

Bilinmelidir ki helalinden çalıştığı halde yine de fakir kalmışsa ve bulunduğu yerde de adaletsiz bir paylaşım yoksa bu durumda kişi Rabbine şükretmeli ve bu durumun kendisi için faydalı olduğunu bilmelidir. Böylece başkasının elindekine göz dikerek kalbini ve ruhunu yormamalı ve Allah'tan hem kendisi ve hem de başkaları için hayır dilemelidir.

Ayrıca Allah'ın kendisine bahşettikleriyle yetinmeli, kalbine verdiği imanın ve hidayetin kıymetini de bilmelidir. Yine bilmelidir ki hidayet ve iman ile geçen bir dakikalık dünya hayatı hidayetten mahrum olan birinin zenginlikle geçen bin yıllık yaşamından Allah katında daha kıymetli ve üstündür.

Bazıları da Allah'tan fakirleri gözeteceğine yemin ederek kendisi için hayırlı olanı dilemek yerine bol mal ve zenginlik vermesini isterler. Sonra da yüce Allah bir sınama gereği bu malı kendilerine verdiği takdirde çoğu Sa‘lebe b. Hâtıb gibi yan çizmektedir. Şanı yüce olan Allah bu sapmayı şöyle dile getirmektedir. “Onlardan kimi de Allah’a şöyle kesin söz vermişlerdi. Eğer Allah bize lütfundan verirse biz de mutlaka sadaka/zekat vereceğiz ve elbette sâlihlerden olacağız. Fakat Allah lütfundan onlara servet verince cimrilik edip onun hakkını vermediler. Allah’a verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söylemeyi adet edinmeleri sebebiyle Allah da bu işlerinin neticesini kalplerinde kıyamet gününe kadar sürecek bir münafıklık kıldı.”                            Tevbe Suresi, Ayet 75-77

Bilineceği üzere yüce Allah kullarının rızkını yaratır ve kafir mümin, alim zalim demeden onlara yaşamaları için gerekli olan hava ve su gibi tüm temel ihtiyaçlarını ayırım gözetmeksizin verir. Fakat hidayeti ise ancak görmediği halde Allah'tan korkan, kalbi merhametli, düşünen ve akıl eden kimselere bir artı değer olarak verir. Elbette hidayeti kimin hak ettiğini de o bilir.

Ne var ki her nedense kıyameti yalanlayıp veya unutup gözünü dünya hayatının süsüne kaptıranlar zenginlere, zenginlerin oluşturduğu medeniyete, onların cafcaflı yaşamlarına karşı içlerinde sürekli bir heves içindedirler. Oysa özenip durdukları bu insanlar ahlaki bakımdan çöküntü içinde olup üzerine medeniyetlerini, lüks ve şatafatlarını inşa ettikleri yaşam felsefeleri hiç de özenilecek türden değildir.

Allah'a ve kıyamete iman edip ahlaklı ve erdemli bir yaşam sürdüren biri nasıl olur da salt zenginliğinden dolayı bunların kan ve gözyaşı üzerine kurdukları bu acımasız medeniyetlerine, israfa dayalı zenginliklerine göz dikip onların yerinde olmayı arzu edebilir?

Aslında kalplerinde hastalık olan kimselerden başkası böyle bir arzu içinde asla olamaz. Onların lüks ve şatafatına göz koyanların bu anlamsız arzusu bir bakıma ellerine aynı fırsat geçtiğinde benzer sefih davranışları kendilerinin de sergileyecekleri anlamına gelmektedir.

Nitekim zenginliği ile meşhur olan Karun da hem yeryüzünde fesat çıkarmış, paylaşmayı ve zekatı inkar etmiş, malı veren Rabbine şükretmesi gerektiği halde kendi çalışması ve çabası sayesinde elinde olana ulaştığını söylemişti. Oysa ne kötü hüküm vermişti...

Günümüzde de 'Ben Müslümanım' diyenler arasında bir anket yapılsa ve anket sorularından biri 'Size bir fırsat verilse hangi ülkede yaşamayı arzu edersiniz?' olsa inanıyorum ki katılımcıların büyük çoğunluğu ABD, İsviçre, Almanya ve Fransa gibi zengin küfür ülkelerinde yaşamayı tercih edeceğini beyan edecektir. Belki de şaşırtıcı gelecektir ama bu oran neredeyse yüzde doksanın üzerinde olacaktır.

Yine bu ankette 'İki ülke vardır. Bunlardan birinde Allah'ın ahkâmı egemendir. Orada eğitime, sanata ve mimariye, yazın ve estetik hayatına, ekonomik yaşama ve siyasal düzleme Allah'ın şeriatı nefesini vermektedir. Lakin birinci ülkenin milli geliri kişi başına on bin akçedir. İkinci ülkede ise ne siyasal sistem, ne yasama ve yürütme faaliyetleri, ne sanat ve mimari, ne ekonomik yaşam ve ne de diğer alanlar kesinlikle İslam’a dayanmamaktadır. Fakat bu ülkede kişi başına düşen milli gelir yaklaşık elli bin akçedir.' şeklinde bir soru daha sorulmuş olsa buna da verilecek cevap muhtemelen yüzde doksan 'ikinci ülkede yaşamak isterim' şeklinde olacaktır.

Hatta bu anket 'Ben şeriatçıyım diyen ve entelektüel geçinen, mevcut siyasal sistemleri haklı olarak küfür ilan edip yerden yere vuran kimseler arasında yapılacak olsa bence durum değişmeyecektir.

Oysa bu zengin ve kâfir ülkelerin lüks ve şatafat dolu yaşamları zulüm ve adaletsizlik üzerine kurulmuş ve dahası onlar medeniyetlerini de yine kan ve gözyaşı üzerine bina etmişlerdir. Oralarda yaşayan halkın çoğu da ahlaken ve ruhen çöküntü içindedir ve bu nedenle onların kesinlikle özenilecek bir durumu da yoktur. Peki, neden insanların çoğu zenginliğe, zenginlere meyil ederler, onları özenirler, onların yerinde olmak isterler acaba? Bence bu iman zafiyetinden ve dünya sevgisinden kaynaklanmaktadır.

Yüce Allah zalim olan, paylaşmayan, ahlaken çöküntü içinde olan, kıyamet ve hesabı yalanlayan her türlü aşırı ve zorbanın yerinde olmanın doğru olmadığını bize şöyle haber vermektedir. Yüce Allah mealen şöyle buyurdu: "Kâfirlerin refah içinde diyar-diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın." Ali İmran Suresi, Ayet 196

Bir başka ayette de şanı yüce olan Allah mealen şöyle buyurdu: "Karun bir gün, yine bütün ihtişam ve şatafatıyla halkının karşısına çıktı. Dünya hayatına çok düşkün olanlar 'Keşke bizim de Karun'un ki gibi servetimiz olsaydı. Adamın amma da şansı varmış, keyfine diyecek yok' dediler. Kârûn, ziyneti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, “Keşke Kârûn’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler.Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, “Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah'ın vereceği mükafat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur” dediler. Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah’a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi! Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak” demeye başladılar." Kasas Suresi, Ayet 79-80-81-82

Şimdi çoğu kâfirlerle cihadı terk edip kendi ülkelerinden kaçan bir kısım Müslüman’ın neden zengin ülkelere kaçtıklarını anlıyor musunuz? Evet... İşin bir başka yönü de şudur. Örneğin, Suriyelilerin çoğu zengin ülkelere göç etmeyi yeğlerken, bazıları da o ülkelerde yaşayıp lüks ve şatafatlarını, ailelerini bırakarak 'Allah için bize bir yardım eden yok mu?' diyen zavallı kadın, çocuk ve ihtiyarları korumak için Suriye'ye cihat etmek ve mazlumlara arka çıkmak için sefere çıkmayı tercih etmişlerdir. Biri zenginliğe, dünya hayatının lüks ve şatafatına gözünü dikmiş iken diğeri Allah'ın rızasına koşmaktadır... Hiç bu ikisi bir olur mu?

Fakat göz kamaştırıcı lüks ve zenginlikleri nedeniyle hicret ettikleri o ülkeler yaptıkları zulüm ve azgınlık sebebiyle bir gün ilahi azaba çarptırılıp yerin dibine batırılacak olursa veya oralarda zorlayıcı ve çekilmez bir kıtlık veya fakirlik baş gösterirse aklı başında olanlar, halen iman dairesinde kalanlar 'Vay be! Demek bunların zenginliği de geçiciymiş. Bunlar sadece dünya hayatının süsüymüş! Onları ne zenginlikleri ve ne de mal ve evlatları Allah'ın azabından kurtaramadı. Demek mal da evlat da Allah'ın bir sınaması içinmiş' demeye başlayacaklardır. Nitekim dün Karun'un yerinde olmayı arzu edenler de bu gün Karun'un servetiyle yerin dibine battığını görünce aynı şeyi söylemişlerdi.

İşte böyle... Gözlerini salt dünya hayatına dikenlerin, zengin olup ahlaken çöküntü içinde olanların zenginliklerine göz koymaları ve onların yerinde olmayı arzu etmeleri bir bakıma Allah'ın kendileri için muvafık gördüğü durumu küçümsemeleri ve mevcut hallerinden şikayetçi olmaları anlamına gelmektedir.

NOT: KUR'AN'DA KARUN KISSASI

"Şüphesiz Kârûn, Mûsâ’nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını bile taşımak güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: “Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez. “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez. Kârûn, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir). Kârûn, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, “Keşke Kârûn’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, “Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah'ın vereceği mükafat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur” dediler. Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah’a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi! Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi.  Demek ki kâfirler iflah olmayacak” demeye başladılar." Kasas Suresi, Ayet 76-77-78-79-80-81-82

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000
gonca 28 Ocak 2016 18:46

hurin ıyn kasıratuttarf: gözün ileriyi görmemesi yani miyoplukta göz küresi enine irileşir.yakında ise boyuna irileşir.enine irileşmede göz bakana da irileşmiş görünür.Bakışın kısa olması ile gözün büyüklüğüne işaret edilmesi dahi mucizedir.bakıştaki kusur ile gözün iri olması...bu zahire bakan yönüdür.Hurinin ne olduğu tasarruf sırrıyla ilgilidir.Aynı sır süleymanın nasıl bin hanımı olabileceği ve ona verilen mülkün neden eşsiz olduğu ile ilgili olabilir.aynı sır süleymanın cinleri robot gibi nasıl kullandığı ile ilgili olabilir.

Cevapla
gonca 28 Ocak 2016 18:41

ebbe o devirde bilinemzdi herkes sustu.ve susmaları isabetli de oldu.ebbenin ne olduğu noktasında gizli olabilir.sanki elifin noktası varlığın özü özelde meyvenin özü yani genetiği demektir.be bağlaçtır.işte o varlığa eklenecek şey o varlığın özünden gelecektir diye.bu bu zamanın tefsiri.yorumlar tek değildir.

Cevapla
gonca 28 Ocak 2016 18:37

ebbe. ve fakiheten ve ebbe...meyve ve ebbe.kimse bilmiyor ne olduğunu.madem öyle tek ipucu kelimenin kendisi elif ve be.be elifin yan yatmış noktalı versiyonu gibidir.yani sanki meyve ağaçları kısalmış ve toplaması kkolaylaşmış gibi.sanki dibine düşüyor benin noktası olup.bugun genler ve çaprazlama ile bodur ağaçlar ve daha verimli ağaçlar üretilmekte değil mi?Ya da elif bir kromozomu temsil eder. be de ona eklemlenmiş küçük bir farkı.Hakikaten meyvelerin genleri birleştirilerek tüysüz şeftali,kayısımsı erik falan üretiliyor.Diyebiliriz ki meyvelerin çaprazlanarak üretilen yeni meyveler ebbedir ve helaldir.

Cevapla
gonca 28 Ocak 2016 18:30

selam. yolda yürüyordum.taşyünü satılır tarzı bir afiş gördüm.Hayret ki hayret.Karia suresi,cibal ıhnul menfuş.dağlar atılmış yün olacak diyor.bilmiyorum neredeyim.kıyamet günümün mahşerindeyim bu madde belki anca 30 yıldır var ya da yok.erimiş madeni püskürtüp soğutarak yapılan izolasyon malzemesi.çevremiz ayetlerle dolu.kıyamet her gün kopuyor.

Cevapla
  • ÇOK OKUNANLAR
  • ÇOK YORUMLANANLAR

ARŞİV