İsrail önce 41 yıldır işgal altında tuttuğu Golan’dan çekilebileceğini açıklayarak Suriye ile barış masasına oturdu. Sonra iki yıldır kuşatma altında tuttuğu Gazze’ye uyguladığı kuşatmayı kaldırdı. Peşinden 33 gün süreyle savaştığı Hizbullah ile Almanların arabuluculuğu ile görüşmeye başladı. Bu yetmedi Lübnan hükümetine mesajlar göndererek 41 yıldır işgal altında tuttuğu Şabaa bölgesinden çekilmeye hazır olduğunu bildirdi. Peki bölgede neler oluyor? Her şey Ağustos 2006’da İsrail’in Hizbullah karşısında uğradığı tarihinin en büyük yenilgisi ile başladı. O yenilgiden sonra İsrail bir dizi siyasal, askeri, güvenlik, sosyal ve psikolojik sorun ve sarsıntı yaşadı, yaşıyor. Anlaşılan bu sarsıntılar İsrail yönetimini yeni arayışlara itti. Hamas’ı ortadan kaldırmak için iki yıldır Filistin halkına her türlü işkenceyi uygulayan İsrail, bu örgüt liderleri ile dolaylı da olsa Kahire’de görüşüp onlarla 6 aylık bir ateşkes anlaşması imzaladı. Olmert hükümeti Hamas’ın elinde bulunan kendi askerini kurtarmak ve bu örgüt militanlarının İsrail köy ve kasabalarına fırlattığı füzelerden korunmak istiyor. Yani İsrail, terörist örgüt olarak ilan ettiği ve liderlerini suikastlarla öldürdüğü Hamas ile masaya oturmak zorunda kalıyor. Yani İsrail bükemediği eli öpüyor hatta yalıyor. Oysa 14 Şubat 2006’da Hamas lideri Halit Meşal Ankara’ya geldiğinde İsrail, ABD ve ABD’deki Yahudi lobileri Türkiye’ye çok kızmış hatta tehdit etmişlerdi. Onlara Türkiye içinde bazı medya organları da katılmıştı. Ama şimdi bu medya organları ve bu organlardaki bildik köşe yazarları her nedense İsrail’in Hamas ile görüşmesini görmezlikten geliyor. Tıpkı İsrail’in Hizbullah ile görüşmesini görmedikleri gibi. Çünkü Hamas ile el altından görüşen Fransa gibi Almanya da Hizbullah ile görüşerek esir iki İsrailli askerin serbest bırakılması için özel çaba harcıyor. Olağanüstü bir gelişme olmazsa bu konuda bu hafta önemli gelişmleler olabilir. Özetle İsrail tüm gücüne ve Batı’dan aldığı mutlak desteğe rağmen hem Hizbullah hem de Hamas karşısında büyük bir yenilgi almıştır. Gelelim Suriye ve Lübnan’a... İsrail yıllardır Türkiye’nin arabuluculuğunu kabul etmeyerek barışa yanaşmıyordu. Ancak başta vurguladığım Ağustos 2006 Lübnan yenilgisinden sonra Golan’dan çekilmeye hazır olduğunu söyleyerek Başbakan Erdoğan’a ‘Ne olur beni Suriye ile barıştır’ demeye başladı. Aynı İsrail, Başkan Bush’a dönerek “Lübnan’ın Şabaa bölgesinden de çekilmeye hazırım” diyerek sürpriz bir adım daha attı. Peki ABD tüm bu olup bitenlere ne diyor? Irak ve Afganistan’da bir türlü planlarını gerçekleştiremeyen ABD tüm gizli ve açık oyunlarına rağmen Suriye’yi de bir türlü kendi çizgisine çekemedi, çekemiyor. Suriye’yi Lübnan’da sıkıştıramayan ABD aynı zamanda Şam’ı Tahran’dan uzaklaştıramıyor. Bu uzaklaştırma gerçekleşmediği sürece Washington ve Tel Aviv’e göre Ortadoğu’da hiçbir plan uygulanamıyor. İşte İsrail’in son adımlarını bu çerçeve içinde değerlendirmek gerekiyor. İsrail’in tüm yeni ve sürpriz adımlarına ve yandaşı Katar Emiri Şeyh Hamed’in Lübnanlı tarafları barıştırma çabalarına onay ve destek veren Başkan Bush, Fransa Devlet Başkanı Sarkozy’nin İsrail onaylı Suriye lideri Esad’a yönelik açılımlarına da destek veriyor. Mısır’ın Hamas-İsrail arabuluculuğuna destek veren Bush-Sarkozy ikilisi belki de Türkiye’yi bölgede (Fransa’ya göre AB’de de) devre dışı bırakmayı amaçlıyor. Ama olsun. Önemli olan barışa katkı sağlamak ve destek vermektir. Türkiye’nin amacı bağcıyı dövmek değil üzüm yemektir. Önemli olan bu üzümün hormonsuz yetiştirilmesi ve bağa zarar vermeden sağlıklı bir şekilde toplanmasıdır. Yolsuzluklarla suçlanan ve her an görevden alınabilecek bir Olmert ile yıl sonu görev süresi bitecek bir Bush’ın böyle bir görevi hakkı ile yapabileceklerine ben kişisel olarak inanmıyorum. Yaparlarsa da o zaman da ben bile ‘helal olsun’ derim. Çünkü Olmert’in Suriye’ye açılımı şimdiden İsrail içinde ciddi iç tartışmalara neden oluyor. Diplomatik ve siyasi kanat bu açılım sayesinde Suriye’nin Avrupa’da güç kazandığını söylüyor. Askeri ve istihbarat çevreleri ise ‘Suriye ile İran arasında bir soğukluk ve gerginlik olacaksa bu açılıma devam edilmelidir’ diyor . ABD ise İran’dan uzak durması ve dolayısıyla Lübnan’daki Hizbullah’a desteğini kesmesi durumunda Suriye’ye açılımın devam edebileceği işaretini veriyor. Nitekim İsrail ‘Ben Şabba bölgesinden çekilirim’ derken aslında Hizbullah’ın elindeki silahların bir anlamının kalmayacağının mesajını veriyor. Başka bir ifade ile ‘Ben bu silahları İsrail işgaline ve saldırganlığına karşı kullanmak için tutuyorum’ diyen Hizbullah, İsrail’in Şabaa bölgesinden çekilmesi ve Lübnan-İsrail barış anlaşması imzalanması durumunda bu silahları Lübnan devletine vermek zorunda kalacaktır. Her şey beklenildiği gibi gelişirse işte o zaman sıra İran’a gelecek.