|
|
|
|
- Currently 0.00/5
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
0 Kişi Oy Vermiş
|
İki İdeoloji aynı yerde asla uzlaşamaz
Prague Watchdog: Siz geçenlerde Kavkaz Center sitesinde bir Çeçen atasözü zikrettiniz: “Kişi, nasıl dövüşeceğini bilen değil düşmanlarının kim olduğunu bilendir.” Bize düşmanlarınızın listesini açıklar mısınız?
Movladi Udugov: Benim kişisel düşmanlarım mı?
PW: Burada bir ayrım yapabiliriz. Öncelikle kendi şahsi düşmanlarınızı sonra da bir Müslüman olarak düşmanlarınızı söyleyiniz.
Udugov: Peki. Önce Şamil (Basayev)’den bir alıntı yapmak istiyorum. O’nun vefatından sonra bir makale yayımlanmıştı. Söylendiğine göre, O’nun tekrarlamaktan hoşlandığı bir söz vardı: “Kişisel düşmanları hepimiz iyi tanırız ve onlar da bizim düşman olup olmadığımızı bilirler.” Bu yüzden ben kendi düşmanlarımı bırakacağım.
“Düşman” ve “düşmanlık” kavramlarına gelince, eğer biz onu politikanın, devletlerarası ilişkilerin ve ideolojik mücadelenin terminolojisi ile değerlendireceksek bunun için felsefi açıklamalar getirmek için vakit kaybetmeye gerek yok. Global düzeyde etkili bir muhalefet var ve biz de düşman kıtlığı çekmiyoruz. Ancak biz de bölünmüş durumdayız.
Doğal olarak esas düşman, yüzyıllardır hemen her elli senede bir Çeçen ve Kafkas Müslümanlarını katleden Rus Emperyalist Devletidir. Onların zarar verdikleri yerler Kafkasya ile sınırlı da değil.
Rusya tarafından fethedilen, Müslümanların yaşadığı tüm bölgelerin halkları, periyodik olarak jenoside maruz kalmıştır. Böylece biz şiddet ve zorbalığı içeren tehdidin kaynağı olan düşmanlıktan bahsediyorsak, dediğim gibi ilk düşman Rusya’dır. Biz bu düşmanla savaştayız. İki tarafta da kayıplar var. Ve ben bu problemin çözümünün bazılarının arzu ettiği gibi politik düzeyde olacağına ihtimal vermiyorum. İşgalcilik Rusya için doğaldır ve Rusya, gücü olduğu müddetçe bize saldırmaya ve bizi öldürmeye devam edecektir.
PW: Eğer bu problem politik yollarla çözülemezse bu, çatışan taraflardan birinin illa yok edilerek yeryüzünden kaybolması gerektiği anlamına mı geliyor? Çeçenler veya Ruslar?
Udugov: Yeryüzünden bir şeyleri ve birilerini silmek hiçbir milletin, devletin, grubun ya da kişinin hakkı değildir. Bu sadece her şeye kadir olan Allah’ın hakkıdır. O, bütün milletlerin kaderini belirlemiştir ve kimi yok edip kimi bırakacağına ancak O karar verir. Bu sorun bizi alakadar etmez.
Düşmanla bir arada yaşama olasılığına ilişkin bir başka nokta var. Karmaşık birçok faktör var. Fakat biz, ölüm kalım savaşı veren grubun terminolojisiyle konuşacaksak, birisi sık sık “Bütün savaşlar görüşmeyle son bulur” diyebilir. Evet, doğru. Eninde sonunda görüşmeler kaçınılmaz olacaktır. Ancak uzlaşan taraflardan birisi mutlaka kaybeden olacaktır. Askeri eylemler bitebilir çünkü iki taraf da gücünü ve kaynaklarını kaybedebilir ve çatışmaya devam etmeyi zararlı bulur.
Şimdiki sorunun diğerine zarar veren tarafın terminolojisiyle tanıtılması çok yanlış bir yaklaşımdır. Daha doğru bir şekilde söylemek gerekirse bu, düşmanlardan birinin güçlenmesi veya zayıflamasıdır. Böylece siz, taraflardan birinin savaşa devam etmeyi karlı bulmazken diğerinin aktif kaldığı ve baskı kullanmaya devam ettiği bir durumla karşılaşabilirsiniz. Güç dengesi öyle bir şekilde kurulmuş ki; düşmanımız bizi barış teklifine ve görüşmeye zorlamaya muktedir olacak. Bu durumda göreceğiz ki; önerilen şartlar bizim çıkarlarımızla ve uğrunda savaştığımız amaçlarla uyuşmaktan ne kadar uzak. Bu savaş Rusya’nın gücünü azaltmalı, O’nu gelecekte de herhangi bir işgale kalkışmaktan alıkoymalı. İşte asıl mesele budur.
PW: Allah, Kur’an’da diyor ki; “Fitne kalmayıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar kafirlerle savaşın.” Sorun şu ki; Emirlik önceliğini yalnızca Çeçen ve Kafkas Müslümanlarını savunmak ve onlara uygun yaşam koşulları sağlamaya değil, doğru inancı yerleştirmeye veriyor. Peki bir kişi inançsız olursa, dönüştürülecek veya yok edilecek mi?
Udugov: Bu, sorunun işaret ettiği kadar basit bir mesele değil. Bugün bizler, bizi yok etmek isteyen belirli bir düşmana karşı savaşıyoruz. O, ülkemize geldi ve topraklarımızı işgal etti. Bize adetlerini kakalamaya çalışıyor ve kendi hukukunu dayatıyor. Bugün bu düşmana karşı direniyoruz. Ya sonraki adımımız ne olacak? Bütün adımlar, eylemler ve stratejiler şeriata göre belirlenecek. İslam hukukunda kafirlerle bir arada yaşamanın sınırlarını belirleyen teamüller mevcuttur. Allah Resulü zamanında O (s.a.s.), kafirlerle olan anlaşmaları Kur’an’a göre çözümlemiştir.
Sorun tüm dünyaya savaş açmak değildir. Öncelikle nasıl hayatta kalacağımız sorununu çözmeliyiz. Ama eğer global çatışmayla ilgili sorulara değinecek olursak konumuzun dışına çıkmak zorunda kalırız. Biz şu an geçen sonbaharın Ramazan ayında kurulan Kafkasya Emirliği hakkında konuşuyoruz.
PW: Bunu daha net olarak açıklamalıyız. Peygamberin uygulamaları, sizin kafirlerle barış içinde yaşayabileceğinize referans olarak düşünülebilir mi?
Udugov: Tabiî ki. İslam tarihinde bunun birçok örneği vardır. Müslümanların hakim olduğu bölgelerde, Kur’an’ın belirttiği şekilde din konusunda hiçbir zorlama yoktu. İslam’ın yayılması ve kafirlerle ilişkiler noktasında değişmez-sabit şartlar mevcuttur.
Fakat bizim mücadelemiz hakkında konuşacak olursak diyebilirim ki; Kafkasya Müslümanları bugün, savunma stratejisinden savaş stratejisine geçmektedirler. İşte bu tamamen farklı bir yaklaşımdır. Bence Rusya, işgallere devam ettiği müddetçe bu savaş durmayacaktır.
PW: Fakat ya hata ya da cehaletten dolayı hatırı sayılır miktarda Kuzey Kafkasyalı Müslüman, İslam öncesi adet ve inanışların da karıştığı geleneksel İslam’ı benimsiyor. Bu insanlar kendilerini, laik bir devlet olan Rusya’nın vatandaşı olarak görüyorlar ve mevcut yasalar ile hayat tarzına göre yaşamaktan memnun gözüküyorlar. Sizin bütün Müslümanların uymakla zorunlu olduklarını söylediğiniz hukuka göre yaşama konusunda hepten gönüllü değiller. Bu insanlarla ne yapılabilir?
Udugov: Bu soru hatalı. Rusya, insanların İslam’a göre yaşadığı topraklara geldi. O zaman şeriat vardı. Onlar geldiler ve insanları öldürdüler, mallarını yağmaladılar, ırzlara geçtiler, milyonlarca insanı yok ettiler. Bütün bunları otoritelerini kabul ettirmek için yaptılar.
PW: Bir dakika durabilir miyiz? Tarihte bazı milletlerin diğerlerini fethetmesiyle ilgili birçok olay mevcuttur. Milletler genelde diğerleri üzerinde hak iddia ederler. İki yüz, üç yüz ve hatta iki bin yıl önce birileri bir başkasından bir şeyler aldı, birileri öldürüldü, işgal savaşları yaşandı ve topraklar el değiştirdi. Şimdi konumuza dönersek, gelenekler ve sınırlar Urartu Krallığı zamanına veya daha öncesine mi döndürülecek?
Udugov: Bir kez daha kendi pozisyonumu açıklayacağım. Öncelikle milletlerin ne istediklerini anlayabilmek için onların bağımsız olmaları lazımdır.
PW: Referandum?
Udugov: Hayır, referandum değil. Lütfen sözümü kesmeyi bırakın. Bir kez daha tekrar ediyorum: Milletlerin ne istediklerini anlamak ve onların yaşamak istedikleri prensipleri tam olarak kavradıklarından emin olmak için mutlaka politik bağımsızlıklarını kazanmış olmaları gerekmektedir. Günümüzde bu uluslar ve toprakları işgal altındadır. Olayların nasıl çözüleceğini, Kuzey Kafkasya’da hayatın nasıl değişeceğini tasavvur etmek için öncelikle İslam ülkelerinin işgallerden kurtulması lazımdır.
“Bu insanlarla ne yapılabilir?” sorusuna gelince size yine şunu hatırlatmak istiyorum. İslam’da dine girişte zorlama yoktur. İkinci nokta: Geleneksel İslam’ın olup olmadığı, İslam’ın hangi versiyonunun izlenip izlenmediği gibi sorular İslam’ın sorunu değildir. Bunlar, politik gücün ve işgalin sorunudur.
İnsanlar eğitim aldıkları zaman gerçek İslam’ın özünü anlayacaklardır. O zaman hangisinin kabul edilip yaşanacağı ortaya çıkar. Kimse kimseyi zorla camiye götürmeyecek.
PW: Peki insanlara kim eğitim sunacak ve doğru inancın tüm gereksinimlerini karşılayacak?
Udugov: Yetmiş yıllık Sovyet yönetimi ve ardından gelen demokratik Rusya dönemi, İslam bilincini çok trajik bir biçimde etkiledi. Onu yok etmek için birçok girişimde bulunuldu ve bu da acınacak sonuçlar doğurdu.
Bugün, Kafkasya’da büyük miktar Müslüman olmayan nüfus var. Onlar doğuştan Müslümanlar fakat hayatlarında İslam’ın hiçbir prensibini uygulamıyorlar. Bu demek değil ki insanlar İslam’ı kabul etmek istemiyorlar fakat onların ülkeleri yabancı politik güç tarafından işgal edilmiş. İslam’ın gerçek profilini tasavvur edemiyorlar.
Bugün Rusya’da talihsiz bir yayımcı, “Müslüman Kimliği” adlı bir kitabı yayımlamadan evvel mahkemeye çıkarıldı. Buna gülünç bile diyemiyorum. Bu normal bir süreç. Müslümanların, işgalcilerin yönetimi altındayken dinlerini uygulamalarının en ufak bir ihtimalinden dahi yoksun olduklarının bir göstergesi.
İslam her şeyden evvel bir ideolojidir. Ne kadar istersek isteyelim, iki ideoloji aynı yerde asla uzlaşamaz. Bugün Moskova’da bu çok iyi anlaşıldı. Orada, ahlaki değerleri anlatan zararsız bir kitap okuyan bir adam görseler o adam doğal olarak otoriteye karşı bir tehdit olarak algılanıyor.
Öncelikle, bu yıkılmış, parçalanmış, yozlaştırılmış yerleri yeniden kuracağız. Sonra “ne yapacağız, nasıl yapacağız?” gibi sorular soracağız.
PW: Peki, öyle olduğunu farz edelim. Diyelim ki, her şey yeniden kuruldu ve İslami eğitim her bir yana ulaştırılıp uygulandı. Ya önemli bir miktar insan İslami normlara uymayı reddederse ne olacak? İnsanları bu doğru dine uymaya zorlamak mümkün mü? Her şeyden evvel şeriat bu tür bir zorlamayı öngörüyor mu?
Udugov: Her bir ülke kendi hukukuna, kendi anayasasına, yerleşik davranış normlarına sahiptir. Şimdi, bir devletin kurallarına uymak istemeyen insanlar, bu devlette yaşamakla yükümlü değillerdir. İstedikleri yere gidebilirler ve orada yaşayabilirler. Bu ülkede yaşamak isteyenler de sadece buranın kurallarına itaat etmek zorundadırlar, hepsi bu.
PW: Fakat, modern ülkelerin çoğunda hukuk demokratik prosedürlere göre kurulmuştur. İnsanlar görüşmüşlerdir, onaylamışlardır; milletler kendi yaşam tarzlarını değişik yollarla biçimlendirmişlerdir. Sizde ise ilkeler tamamen farklı. Hukuk yukarıdan, Allah’tan kaynaklanıyor.
Udugov: Kesinlikle öyle.
PW: Yani demokratik prosedüre uygun bir yöntem yok. Bugün Kuzey Kafkasya halkı için geçerli olan hukuk, dağlarda ve ormanlarda işlemiyor. Farz edelim ki, sizin muhtemel bir zaferiniz sonucunda bölgenin tüm kısımlarında otoritenizi tesis ettiniz. O zaman bu hukuka itaat etmek istemeyen herkes, buna uymaya veya göç etmeye mi zorlanacak?
Udugov: Bu soru anlaşılabilir. Avrupa ulusları için “doğru” yöntemler halka danışmak, referandum yapmak ve parlamento seçimlerini içerir. Ve parlamento da oturur, çeşitli kanunlar belirler. Fakat biz Müslümanlar için bu, tamamen saçmadır. Biz deriz ki, insanlık hukuk yaratmaya yetkili değildir. Biz inanırız ki, hukuk yeryüzüne her şeye kadir olan Allah tarafından indirilmiştir. Uluslar, politikacılar ve parlamenterler hukuk yaratmaya yetkili değillerdir. Hukuk, yaratıcı tarafından belirlenir. Bize göre demokratik Avrupa toplumlarının durumu hem saçma hem de suçtur. Siz, bu imtiyazı herkesi yaratan sonra onları yeryüzüne yerleştiren, peygamberleri aracılığıyla onlara hukuk gönderen Yaratan’dan gasp ediyorsunuz.
Bugün bu demokratik devletler yeni bir dünya savaşı başlattılar. Onlar Müslümanlara kendilerinin oluşturdukları kanunlarını, yaşam tarzlarını ve adetlerini empoze etmek için saldırıyorlar. Biz diyoruz ki; “bunları istemiyoruz, bizi yalnız bırakın!” Fakat onlar bizi kendi halimizde bırakmıyorlar.
“Eğer bazı insanlar istemezse” sorusuna gelince… İstemezlerse ne olur? Bizler –Kafkasya uluslarından bir grup- bu ülkeler için normal olan bu hukuku yerleştirmek için silahlarımızı kuşandık.
Çev: Mahran Rabbani
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|




|
| | |