|
|
|
|
- Currently 3.40/5
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
10 Kişi Oy Vermiş
|
APO'YU Kenya'dan getiren ekipte ERGENEKON
12 Eylül’den önce Türk insanını bölüp çarpıştırmışlar ve demek ki bu çarpışmadan medet ummuşlar. O zaman çarpıştırdıkları insanları, şimdi birleştirmişler ve başta iktidar olmak üzere mevcut yönetime karşı bir güç oluşturmuşlar. Daha önce de yazdığım gibi, amaç sadece iktidarı devirmek değil, bu iktidar zamanında ivme kazanan Avrupa Birliğine engel olmak.
Planlar programlar çoook önceden yapılmış. Yapılanları iddianamede ve gazetelerde okuyorsunuzdur birkaç gündür.
Muhtelif eylem grupları oluşturup kaos yaratmak ve “kurt puslu havayı” sever mûcibince, bu puslu havada cukkayı götürmek… Bu arada, bazı tetikçilerin banka ve kuyumcu yağmacılığı yapmak gibi âdice bir işe niyetlenmeleri… Bunun için sağı da kullanmak, solu da… Ve hatta mezhep çatışması ve etnik çatışmayı bile alevlendirmek… Daha da ötesi, terör örgütleri oluşturmak ve kontrol etmek…
“Etnik çatışma” ve “terör örgütleri” dedim de aklıma geldi. İddianamedeki şu satırlara dikkat ediniz lütfen:
“Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkması sonrasında, onun avukatı olan Doğan Erbaş'ın Doğu Perinçek'e gelerek Türk askerleriyle işbirliği yapmak istediğini ve Apo’nun teslim olacağını söylediği, Doğu Perinçek'in de bunu kendisine anlattığını, kendisinin bu konuyu Veli Küçük'e ilettiğini, Veli paşanın talimatı ile İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in odasında Doğan Erbaş'la görüşme yaptıklarını, bu görüşmede Adnan Akfırat'ın da bulunduğunu, Doğu Perinçek'in kısa bir süre kaldığını, bu görüşmede Abdullah Öcalan'ın hangi şartlarda teslim olacağının konuşulduğu, Avukatla üç kez görüşme yaptıklarını, hatta teslim olduktan sonra Abdullah Öcalan'ın sorgusuna kimin gireceği, sorguda Doğu Perinçek ve diğer birçok ilişki konusunda temkinli davranılması konularının konuşulduğu, Abdullah Öcalan'ın General Veli Küçük'e iletilmek üzere ‘bir muhatap arıyorum’ isimli kitabının verildiğini, kitabın en arkasına basılmış vaziyette Veli paşaya bir mektup olduğunu söylediklerini…”
Eğer doğruysa, bu satırlarda, Ergenekoncular ve PKK ilişkisi açıkça gözükmüyor mu?
Okumaya devam edelim:
“Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile Ümit Oğuztan’dan ele geçirilen PANZEHİR isimli örgütsel dokümanın içeriğinde PKK’yı tasfiye etmek yerine Abdullah Öcalan ile işbirliği yapılması ön görülüyor. Ergenekon terör örgütü İddianamesi’nde yer alan bilgilere göre söz konusu dokümanın içeriğinde PKK’nın tamamen tasfiye edilmesi yerine, Abdullah Öcalan’la işbirliği yapılıp bizzat Ergenekon içerisinde bulunan, ‘genç subaylar’ olarak tabir ettikleri, çeşitli askeri kurumlara sızmış örgüt üyelerinin PKK yöneticilerinin yerine getirilmesi öngörülüyor…. ‘Öcalan emekli olmamıştır ve emekliliğe de kendisini hazır hissetmemektedir’ denilen belgede…”
Bu satırlardan da, Ergenekoncuların, bölücü başını koruyup-kolladıkları ortaya çıkmıyor mu?
Bu koruma-kollama, devletin-milletin hayrına olmayacaktır elbette; bu, kaos ortamını sürdürme planının bir parçasıdır.
Peki, bu koruma-kollama ve iş birliğinin gerçekliği nasıl anlaşılacaktır? Bunun sağlamasını yapmanın imkânı var mıdır?
Bence vardır.
16 Şubat 1999 gününe gidelim. Bölücü başının Kenya’dan der-dest edilip getirildiği güne… Bölücü başı ile Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en yakın temas sağladığı güne yani.
İddianamede ileri sürülen iddialara bakılacak olursa, Ergenekoncular, gerekli yerlere adamlarını tayin ettirmede hayli etkiliymişler. Bu etkilerini, bölücü başını getirecek ekipte adamlarının bulunması yönünde kullanmışlar mıdır? Çünkü o getirilme ânı çok önemlidir. Ben bu tür bir ilişki ve organizasyon içinde bulunsam, “Değerlendirebileceğim en iyi zaman dilimi, bu zaman dilimidir.” der ve o ekibe adamlarımı yerleştiririm.
Ergenekoncular, şâyet getirilme olayında etkin oldularsa ve o ekipte adamları bulunduysa bunu iki sebeple yapmış olabilirler:
1) Bölücü başına, Ergenekoncuların adını vermemesinin tenbihlenmesi. Bu, “sorguda Doğu Perinçek ve diğer birçok ilişki konusunda temkinli davranılması konularının konuşulduğu…” cümlesinden de anlaşılmaktadır.
2) Yukarıdaki “Öcalan emekli olmamıştır ve emekliliğe de kendisini hazır hissetmemektedir.” cümlesinden de anlaşılacağı üzere bölücü başının hiçbir sûretle devre dışı kalmaması (ölümü veya örgütle ilişkisinin kesilmesi olarak anlayabiliriz bunu.) için en yakınında, kontrolü sağlayacak bir adamlarının bulunması.
Sorumuzu tekrar soralım: Bölücü başını Kenya’dan getiren ekipte, Ergenekon davasında yargılananlardan birileri var mıydı? Tutuklu-tutuksuz fark etmez… Var mıydı?
O ekipte, bir veya daha çok Ergenekoncu var idiyse, iddianamedeki Veli Küçük-Apo ilişkisinin sağlaması yapılmış olur. Eğer, o ekipte Ergenekoncu etkisi yok idiyse, iddianamede ileri sürülen Küçük-Apo ilişkisi iddiaları uydurma demektir.
Bunu ortaya çıkarmak kimin görevidir bilmem; sadece “puzzle”ların birleştirilmesiyle, daha net bilgiye ulaşabilineceğini söylüyorum.
boyuthaber
Son not: Daha Cuma gününe kadar Ergenekon operasyonunu sarakaya alan amiralli medyanın şaşkınlığına şaşmıyorum. Demek ki Napolyon’un Paris’e yaklaştığını hissettiler.
|