|
|
|
|
- Currently 4.28/5
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
89 Kişi Oy Vermiş
|
Hollanda İzlenimleri
Eskiler ne güzel demiş, çok okuyan mı bilir çok gezen mi diye. Ben de bu söze uyup son yıllarımı geçirdiğim Avrupa’yı gezeyim dedim. Tabi gezinin keyfide, samimi arkadaşlar ile geçirdiğiniz o güzel anlarda saklıdır aslında.
Biz de 4 arkadaş yola koyulduk, hedefimiz Hollanda idi. Hollanda`ya gitme kararını vermeden önce Hollanda ile ilgili fazla bir bilgiye sahip değildim, donanımsız da gitmek istemediğim için biraz araştırma yaptım. İlginç şeyler de bulmadım değil, bunların en ilginç olanı bizim Hollanda dediğimiz ülkenin gerçek isminin Nederlanden olması idi, Hollanda sadece bu ülke içersinde bir eyalet. Tabi Nederlanden`in gayri resmi ismi de Hollanda olmuş. Bizim gibi resmi olarak Hollanda diyen pek bir ülke de yok, ayrıca diğer eyaletlerde yaşayan insanlarda ülkenin Hollanda olarak anılmasına çok içerleniyorlar.
Nederlanden 41,526 km² yüz ölçümüne sahip. Toplam nüfusu 16,5 milyon. Yani Nederlanden yaklaşık Konya büyüklüğünde nüfus olarak da İstanbul’dan biraz fazla.. Kişi başına düşen GSMH ise 30,876$. Hollanda ekonomisi hakkında küçük bir bilgi, bizim Marmara kadar bir yer olmasına rağmen dünya tarım ürünleri ihracatında 4. sırada, toplam ihracatı da 300 milyar doları buluyor (GSYİH’miz kadar). Bizim ihracatımızın 60 milyar dolar olduğunu hatırlayalım!
Nederlanden bağımsızlığını 80 yıl savaşları ile kazanmış. 26 Temmuz 1581 yılında bağımsızlıklarını ilan etmiş.
Herkesin bildiği gibi Avrupa Birliği üyesi, o nedenle para birimi olarak Euro`yu kullanıyorlar.
Resmi dilleri ise Hollandaca, bu dil İngilizce ile Almanca`nın karışımı bir lisan. Çok rahatlıkla kelimelerin kökenlerini anlayabiliyorsunuz.
Biz Nederlanden`de ilk Rotterdam şehrini ziyaret ettik. Bu şehirde ilk adresimiz ise Rotterdam Mevlana Camii oldu. Avrupa da görmeye alışkın olmadığımız bir Cami türü idi, genellikle Avrupa da ev camileri mevcut, minareli kubbeli cami pek yoktur, iste Rotterdamdaki Mevlana Camiisi de minareli kubbeli yani mimarisi ile tam bir Camii idi. Türkiye’mizdeki son dönem camilerden farkı Rotterdam Mevlana Camisinin sunduğu sosyal ve kültürel hizmetlerdir. Camiinin Bünyesinde toplantı, internet, yemek, odalarının bulunması idi, bunun dışında Caminin bir berberi, gençlere yönelik oyun odası (bilardo ve masa tenisi gibi) bulunuyordu.
Kantini mevcut. Bayanlara özel yer tahsis edilmiş, ayrıca abdesthanesi büyük ve temiz idi.
Pastel renkli hazır betondan inşa edilen Caminin üst kubbesi ve iki minaresi ile iç düzenlemesi Osmanlı mimari özelliklerini taşıyor…
Bu Güzel Cami Rotterdam kentinin en güzel binası seçildi, bu hoş yapıda öğle namazımızı kıldıktan sonra şehri tanımaya doğru yola çıktık.
Bu şehirde ilk gözümüze çarpan, kentin irili ufaklı birçok köprü ile donatılması idi. Bu köprülerden en önemlisi Erasmus Köprüsü adı verilen yapıydı.
İnsanlar Almanya’dan farklı biraz daha güler yüzlü. Tabi Nederlande Almanya ile kıyaslamamak gerekli. Rotterdam ´da dünyaca ünlü Feyonord bölgesini gezdik. Cafeleri, kanalları ve siyahî insanların bol olduğu bir yerleşim bölgesi, yapılardan anladığımız kadarı ile Rotterdamin zengin muhitlerinden biri olduğu göze çarpıyor.
Zaman sıkıntımız olduğu için Rotterdam´dan istikameti Den Haag’a doğru çevirdik. Den Haag Türkiye de daha çok Lahey adı ile tanınır. Ülkenin 3. büyük kenti. Deniz kıyısında şirin bir yerleşim yeri. Daha çok bize Marmaris`i anımsattı, tek farkı buraların daha bakir olması.
Lahey´in dünya da tanınmasının en baslıca sebebi BM Savaş Suçları Mahkemesinin burada yaralamasıdır.
Fazla büyük bir kent değil, bir günde gezebilirsiniz, uğramanız gereken bir iki müze dışında çok da yer olmadığından şehri tanımak fazla bir zamanınızı almaz. Bu listenin en basında gelen müze ise Escher Müzesidir.
Bu güzel kentin bakir sahillinde irili ufaklı birçok balık büfesi bulabilirsiniz, ayak üstü yiyeceğiniz balık çok lezzetli gelebilir.
Lahey´ den son durağımız olan Amsterdam´a doğru yola çıktık. Nederlanden´e gelip de Amsterdam`i görmemezlik edemezdik. Çünkü ülkenin özetini ancak bu şehirde görebilirdik.
Biz yaklaşık 22.00 gibi kente giriş yaptık. Yarım saat araba ile turladıktan sonra. Arabayı güvenli bir yere park edip gezimize yaya olarak devam ettik..
Şehir merkezine ilk girdiğimizde göze çarpan şey caddelerin kalabalığı idi. Hafta içi bu saatte ve Avrupa’da bu kadar çok insanı bir arada görmek biraz zordur.
Merkezde yürürken yanımızda 3 kişi belirdi, bize uyuşturucu isteyip istemediğimizi sordular, bizde korkmuş bir şekilde kafalarımızı sallayıp 'no' dedikten sonra oradan hızlıca uzaklaşmaya başladık. Yani anlayacağınız Amsterdam´a Hoş geldiniz demişlerdi bize.
Daha sonrada anladık ki uyuşturucu satıcıları günlük hayatın bir parçası bu şehirde, Amsterdam gezimiz boyunca bu sorularla 6-7 kez karsılaştık.
Sokaklarda yürüyor dükkânlara göz atarken, alışmadığımız hatta yadırgadığımız bir durumla daha karsılaştık. Şehrin göbeğinde dükkânlar, dükkanların vitrinleri ve bu vitrinlerde kadınlar sergileniyordu ve bu yer halka açık ve sokaklara dağılmış bir şekildeydi. İnsanlar önlerinden çok normal bir şekilde geçip islerine güçlerine gidebiliyorlardı.
Gerçi biz insanlığımızdan utandık. Biraz İnsanlık onuru olan herkes burada o tablo karşısında insanlığı yargılıyordu. Kadın hakları, insan hakları vs. gibi söylemlerin beşiği olan ve dünyayı yargılayan Avrupa bir kez daha benim için sınıfta kalmıştı.
Yani koskoca bir aldatmadan ibaretti Avrupa.
Neşemiz kaçmıştı, ama biz gezmeye devam ettik. Bir cafe’ye girdik. Yani en azından kahve falan içelim biraz dinlememelim düşüncesi ile. İçerde çok ağır bir koku, sonradan anladık ki bu koku esrar kokusuydu.
İnsanlar çok normal bir şekilde cefalarda esrar içebiliyordu. Hiç bir illegal durumda yoktu ortada. Devlet izin veriyordu buna, yani isteyen bu cafeye gelip garsondan esrar alıp içebiliyordu. Hayretler içersinde kaldık. Şaşırmış insanlara bakıyorduk, tabi tek olağandışı olan orda bizlerdik, herkes günlük hayatını yaşarken bizler alışmadığımız bir hayatı gözlemliyorduk. Alışmamışlık şöyle dursun, bu olayı tasvip etmemiz bile mümkün değildi. Devletlerin uyuşturucu trafiğini kontrol ettiğini teorik olarak biliyorduk ama ilk defa bunu legal bir şekilde yapan bir yeri görüyorduk...
Ve bir kez daha baksa bir dünyanın, yani daha adaletli ve onurlu bir yaşamın şiddetle gereksinimini hissettik orda...
Gezimizi bitirmek istiyorduk çünkü yorulmuş ve bezmiş durumdaydık. Arabamıza gittik, öğrenci olduğumuzdan ve kısıtlı bütçemizden dolayı o gece arabada uyumak durumunda kaldık. Ama hepimiz tedirgindik. Kent içinde arabada uyumanın hele böyle bir kentte gecelemenin hiç tekin olmadığına karar verdik, arabayı şehir dışında otoban kenarında bir benzin istasyonuna çektik, en azından bizim için şehir merkezinden daha güvenliydi. Sabah kalktığımızda ise ilk işimiz, Bismillah deyip arkamıza bakmadan bu şehirden kaçmak oldu...
Bu geziden arta kalan bana, Avrupa´ya karşı çıkmakla ne kadar haklı olduğum idi.
|