|
|
|
|
- Currently 3.00/5
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
5 Kişi Oy Vermiş
|
Nehirden su yerine ceset akıyordu
1994'te Hutu ile Tutsiler arasındaki kanlı kabile çatışmaları sebebiyle on binlerce kişi ülkeyi terk etmişti.
"Ruanda'dan gelen nehir sanki su yerine ceset taşıyordu. Ugandalılar gelen cesetleri yakalarken, biz de onları topluca gömüyorduk. Fakat arkadaşlarımın çoğu daha sonra bu manzaralara dayanamadı ve intihar etti." 25 yıldır Uganda'da yaşayan ve bölgedeki tüm ülkeleri yakından tanıyan Adanalı Şemsettin Çolak, Ruanda'daki insanlık vahşetini bu cümlelerle anlatıyor.
Şu an 98 yaşında olan babasıyla sık sık yurtdışına geziler yapan Çolak'ın yolu bir gün Uganda'ya düşüyor. Bu ülkenin havasına adeta çarpılıyorlar, tıpkı birkaç günlüğüne de olsa bu ülkede bulunan biz Türk gazeteciler gibi. Kendisini Ugandalı bir Türk olarak tanımlıyor Çolak. Üç kez evlenmiş ve son iki evliliğini Ugandalı ile yapmış. Üç çocuğundan ikisi de Ugandalı eşlerinden. Tabiatı ve havasının güzelliğinin yanı sıra halkının barışçıl olması da Çolak'ın bu ülkeye yerleşmesinde önemli olmuş. Uganda âşığı 98 yaşındaki babasının da birkaç gün içinde kendisini yeniden ziyarete geleceğini söylüyor.
Darbeler, katliamlar, ayaklanmalarla bilinen bölgenin ayaklı tarihi Şemsettin Çolak. Fakat onu en çok etkileyen ise dünyada soykırım olarak adlandırılan Ruanda katliamı. 1994 yılında Hutu ile Tutsiler arasındaki kabile çatışmalarında yaklaşık 1 milyon kişi hayatını kaybederken, bölgede adeta bir insanlık trajedisi sergileniyor. O sıralarda iş makineleri satan ve kullanan Çolak'ın, katliamın başlamasından sonra BM tarafından makineleri kiralanıyor. Kendisi de işçileriyle birlikte Ruanda sınırına gidiyor. "Yaklaşık bir ay bölgede görev yaptık. Ruanda'dan gelen nehir ceset taşıyordu. Bu süre içinde 25 bin cesedin aktığı tespit edildi, biz ancak 3.500 tanesini yakalayıp gömebildik." diyor Çolak ve daha sonra şunları anlatıyor:
"Gelen cesetler suda kalmaktan dolayı siyahtan beyaza dönmüştü. Kokudan durulmuyordu. Kadın, çocuk, erkek herkes ya bıçaklanmış, ya kafasına kurşun sıkılmış ya da paramparça edilmişti. Özellikle küçücük çocukların cesetleri korkunçtu. BM bünyesinde görevlendirilen yabancılardan pek çoğu bu manzaralara dayanamadı ve daha sonra intihar etti."
Uganda'yı dünyanın bu en korkunç katliamlarının yaşandığı bölgenin barış vahası olarak tanımlıyor Çolak. Tabiat güzelliğinin yanı sıra 22 milyonu bulan nüfusuyla Uganda'yı Türk işadamları için bir cazibe merkezi olarak da tanımlıyor.
Şu an bu ülkeye gelen Türk işadamlarının sayısı bir elin parmakları kadar. Mobilyadan gıdaya, inşaattan kimyevi maddelere Uganda, Türk işadamları için büyük imkânlar vaat ediyor...
|