“KUDÜS’E GİDEN YOL BAĞDAT’TAN GEÇER” “Kudüs’e giden yol Bağdat’tan geçtiği için İşgalci ABD Mescid-i Aksâ zaferine giden yolu engellemeye çalışıyor. Türkiye halkının bizim yanımızda olduğunu hissediyoruz. Allah bizi derdimizle dertlenen kardeşlerimizle destekledi. İnşallah Irak halkını hayal kırıklığına uğratmazsınız. ” Irak İslâmî Direniş Cephesi (CAMİ) ve askeri kanadı Selahaddin Eyyubi Tugayları işgalin başından beri aktif olarak direnen, Irak halkının ve dünya kamuoyunun tanıdığı bir direniş grubu. Grup şimdiye kadar yayınladığı 11 adet uzun süreli videolarında Amerikan askerlerine yönelik saldırılarını görüntülü olarak neşretti. Grup stratejik olarak sadece Amerikan ordusuna saldırılar yapıyor ve mümkün olduğunca Irak ordusuna saldırmıyor. Şu ana kadar da Irak ordusunu vurduğuna dair herhangi bir bildiri veya video yayınlamadı. Sünni direnişin güçlü olduğu Diyala, Bağdat, Musul, Bici gibi kentlerde operasyonlar yapan grup Islah ve Cihad Cephesi adıyla hareket eden Irak İslam Ordusu, Mücahidler Ordusu, Ensar es-Sünne’den ayrılan Ensar es-Sünne Şer’i Heyeti’yle ittifak edip Irak Direniş Konseyi’ni oluşturdular. Irak’ın Hamas’ıyla da sık sık ortak operasyonlar düzenleyen grup İhvân-ı Müslimîn’in Irak’taki kolu olarak biliniyor. Her ne kadar İhvân’ın resmi kolu olmasa da kamuoyu onları bu şekilde tanıyor. Grubun en önemli özelliklerinden birisi batı toplumuna yönelik İngilizce seslendirmeli videolar yapması. Videolarında açıkça Amerikan askerleriyle alay eden grup, SMS 2 US adlı videolarıyla batı basınında büyük yer edindi. Videolarda Hollywood filmlerinden seçilen karelere ve müziklere yer verilerek Amerikalıların psikolojisinin bozulması hedefleniyor. Gazetemize önemli açıklamalarda bulunan grubun resmi sözcüsü Dr. Seyfeddin Mahmud ile Irak direnişi hakkında merak edilen konuları konuştuk. RÖPORTAJ: DOĞRU HABER GAZETESİ -Selahaddin Eyyubi Tugayları ne zaman kuruldu? Hareketiniz kendisini nasıl ifade ediyor? İhvan-ı Müslimin’in Irak’taki kolu olduğunuza dair söylentiler var. Bu doğru mudur? - Söze, mirasımızın ve değerlerimizin bir parçası olarak düşündüğümüz Müslüman Türkiye halkını ve vatandaşlarını selamlayarak başlıyoruz. Ne zaman İstanbul’daki camilere baksak, bu, cihâdın izzeti ve Müslümanların gurur kaynağıdır diyoruz. Irak İslâmî Direniş Cebhesi (CAMİ) resmî olarak 2004 senesinde kuruldu ama asıl kuruluş bu tarihten önceye dayanır. Fakat CAMİ komutanlığı kendisini cihad sahasında tekamül ettirdikten sonra, örgütsel ve resmî olarak tanımlanmış prosedürü beklemeyi göz önünde tutarak kendini askerî alanda geliştirmeye başladı. Bu sorunuzun ikinci bölümüne cevap olarak diyoruz ki: Evet, biz Irak’daki İhvân-ı Müslimîn düşüncesine sahibiz ve İhvân-ı Müslimîn metodolojisindeki cihadçı çizgi Irak’da sağlam bir çizgidir. Bu hareket, 1948’de Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kuruluşuna ve Mücâhid kitlelerine liderlik yapan Şeyh Muhammed Mahmud El Savvaf’a dayanır ama biz kararlarımızda ve algılamalarımızda bağımsızız ve ayrıca örgüt içinde kendi mahremiyetimiz var fakat İhvân-ı Müslimîn ekolünden sapmıyoruz. “ORDU VE POLİSİN GÖREVİ GÜVENLİK VE İSTİKRARI SAĞLAMAK” -Amerikalılar dışında Irak ordusuyla da çatışıyor musunuz? - Ordu ve polis teşkilatı esasında güvenlik ve istikrarı sağlamak ve insanları haksızlıktan muhâfaza etmek için kurulur. Ancak bu işgalcinin veya Irak’ı bölmeye ve zayıflatmaya çalışan yabancı projelerin üyelerinin elindeki bir araç olmamalı. Bu işte karanlık grupların veya yabancıların kullanılması kabul edilemez. 12 Mart 2005’de konuyla alâkalı yaptığımız bir beyanda biz bir ordu ve güvenlik gücüne sahip siyasi bir makam olarak durumumuzu açıkladık ve şunları söyledik: CAMİ’deki bizler, güvenlik gücüne sahip olmanın öneminin farkındayız, onun toplumu hırsızlardan, haydutlardan, patron suçlarından ve sınırları korumadaki ve sabotajcıların ülkeye sızmasını engellemedeki rolünün farkındayız. Tüm bunların farkındayız ve buna ilgi gösteriyoruz. Polisin, ordunun ve istihbârât servisinin işgal güçlerinin ve onların güvenlik muhafızı sekreterlerinin basit bir uşağına dönüştürülmesini kabul edemeyiz. Aynı zamanda güvenlik güçlerinin rolünün işgalcinin egemenliğinden ve onun etkilerinden uzak bir şekilde milli görevlerini yerine getirmesini istiyoruz. Ülke sınırları hizmeti içinde ordunun rolünün memleketi işgalcilerden ve saldırganlardan korumak olduğunu açıkladığımız gibi ordunun rolü sınırları işgalcilere karşı korumaktır, onları geçirmek değil. “DİRENİŞİN KALİTESİ ARTACAK” -İşgalin 5. yılında Irak’ın geleceğine yönelik düşünceleriniz nedir? Sizce Amerika daha uzun müddet Irak’ta kalabilecek mi? Kudüs Basın Ajansı’yla birkaç ay önceki görüşmemizde demiştik ki: İlk önce Amerika’nın şehirlerden geri çekilmesi ve ikinci olarak asker sayısındaki düşüş, cihad operasyonlarının sayısını azaltacak. Fakat çeşidini ve etkisini artıracak, böylece değişikliklere bağlı olarak direniş değişecek, bu değişim kalite artışına ve düşmanın moralini bozan savaş yeteneğinin ortaya çıkmasına sebep olacak. İşte planladığımız şey bu. Cihâdî faaliyetin yanında siyâsî olarak aktif olan bir direnişe şahit olacağız. -Genelde birbirine yakın olan direnişçiler birleşerek Islah ve Cihad Cephesi veya Cihad ve Değişim Cephesi gibi isimlerle hareket ediyorlar. Niçin Irak direnişi bir bütün olarak hareket etmiyor? Görevde çeşitlilik kabul edilebilir bir şeydir ve performansta çokluk müspet bir olgudur. Birçok yoldan verilen direniş ve farklı metodlar mücahidlerin düşman tarafından ele geçirilemez olmasını sağladı. Bu farklılık sadece çeşitlilik farklılığıdır, uyumsuz bir farklılık değil. Ve bugün direniş grupları kendi yapılarını oluşturmaya çalışıyorlar. Diyoruz ki biz genel olarak Iraklılar ve özellikle direniş grupları ülkenin geçireceği yeni dönüşümlerin durumuyla yüzleşiyor. Eldeki imkânlardan ve var olan gerçeklerden uzak bir fantastik çözüme inanmıyoruz, bu yüzden siyâsî direniş konseyi bir seçenek ve düşman tehdidine göğüs germek için açık, geçerli bir proje olarak ortaya çıktı. “CİHADIN HİZMETİNDE SİYASET VARDIR AMA SİYASETİN HİZMETİNDE CİHAD YOKTUR” -Siyasi mücadeleye bakışınız nedir? Meclise girenleri tekfir ediyor veya mürtedliğine hükmediyor musunuz? Biz başlangıçtan beri silahlı cihad çizgisini seçtik ve diyoruz ki; cihadın hizmetinde siyaset vardır ama siyasetin hizmetinde cihad yoktur. Siyâsî sürece katılma açısından işgalciyle uğraşan ile işgalciyle işbirliği yapanı ayırt ediyoruz. Bazıları işgalle mücadele etmeyi seçti. İşte seçim ortada. Biz seçimimizi yaptık. Düşmanı cihad ile durdurma konusu uzun zamandır alimler arasındaki ittifak noktasıdır. Tekfir, yanlış anlaşılıp çok tehlikeli bir teşebbüse dönüşen en önemli konulardan birisi. Bu yüzden, İslâm’daki sabitleri ve değişiklikleri ayırt etmeliyiz. -Irak’ın Haması’nın uyanış meclislerine katıldığı iddia ediliyor. Siz Irak’ın Hamas’ıyla birlikte hareket ediyorsunuz. Bu iddiaya ne dersiniz? Bu soru Irak Haması’ndaki kardeşlere yöneltilebilir. Bizim bilgimize göre, medyada bir hayli abartma var. Evet, militanların ve El Kâide’nin ilerlemesini engellemek için Uyanış Konseyi’ne katılmayı tercih eden bazıları var. İşgalciye hizmet eden ve işgalcinin direnişe karşı duruşunu destekleyen hiçbir partiyle yolumuz kesişmiyor. Bizim görevimiz işgali sona erdirmek, ülkenin istikrârını sağlamak ve insanlara hizmet etmek. “OSMANLI HİLÂFETİNİN PARÇASIYIZ” -Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Irak işgali sırasında tezkerenin meclisten geçmemesi ve işgalcilerin Irak’a güneyden girmek zorunda kalması Irak direnişine ne gibi bir etkide bulunmuştur? Böyle bir soruyu cevaplamadan önce şu soruyu sormalıyız: Irak’ın ilişkilerine müdâhale eden kuvvetler, bu müdâhele ile Irak halkının ilgisini mi kazanmaya çalışıyor? Cevap: Onlar her şeyden önce kendi ilgisini düşünüyor. Bu siyâset dünyasında bir eksiklik değil. Fakat hakikat ve tecrübe diyor ki eğer Irak güvenliğini ve siyâsetini sağlamlaştırırsa komşu ülkelerin esas ilgisini çekecek ve bu ülkeler onun sınırlarını ve topraklarını koruyacak. Eğer Irak infilâk ederse, belki bu infilâk parçaları bölgedeki tüm ülkelere çarpacak. Irak’a yabancı askerin girdiği ilk günden beri, özellikle işgalden ve 9 Nisan 2003’de Bağdad’ın düşüşünden önce kuzeyde gerçek bir hâkimiyete sahip değil. Bu resim 2003’de tamamlandı. Bizi ortak bir kültürel mirasta toplayan Türkiye halkına sesleniyoruz. Her ikimizde Osmanlı Hilâfeti’nin parçasıyız. Ve tarih gösterdi ki Irak halkı Osmanlı hilâfetine isyan etmedi. Eğer kardeş Türkiye halkı 1. Dünya Savaşı günlerinde Çanakkale’de İngilizlere karşı kazanılan zaferden gurur duyuyorsa, biz de Irak güçlerinin techizât eksiği olmasına rağmen Kut savaşında İngilizlere karşı kazandığı zaferden gurur duyuyoruz. Savaş bittiğinde, Irak’ın Osmanlı Hilâfetine geri dönmesini ümit eden Şeyh AbdurRahmân El Geylânî’nin yönettiği ilk hükümet kuruldu. Daha sonra Bağdat halkı Allah ona rahmet etsin II. Abdulhamid Han’ın oğlu Abid Efendi’yi Irak meliki olarak tayin etmeyi istedi. Biz aramızda hayırdan başka bir şey bilmeyiz. -Türkiye hükümetine ve halkına yönelik mesajlarınızı alabilir miyiz? Kardeşimiz Türkiye halkına diyoruz ki Irak’taki halkın kaderi dini ve vatanı müdafaa etmek için kan döküp savaşmak. Etrafımıza baktığımızda Türkiye halkını yanımızda görüyoruz. Allah bizi, derdimizle dertlenen kardeşlerimizle destekledi diyoruz. Bu yüzden Irak halkını hayal kırıklığına uğratmayın. Kudüs’e giden yol Bağdad’dan geçer diyoruz, işte bu yüzden işgalci Mescid-i Aksâ zaferine giden yolu engellemeye çalışıyor. Biz sizin, mücadeleci Sultan Fatih Mehmed, Yavuz Selim ve II. Abdulhamid’den geldiğinizi hissediyoruz. “Doğru”luk olağanüstü bir şeydir, o kâinâtın yaratılışından beri çok aranan bir şey, şu günlerde daha nâdir olan bir şey. Irak’ta biz onu elde etmek için canlarımızı fedâ etmeyi seçtik. Kanlarımızın ve cihadımızın neticelerinin tüm insanlara yayılmasını sözlerinizle ve kalemlerinizle engellemeyerek destek olun.