Avrupa diyerek neredeyse bu yolda canımızı vereceğiz. Modernleşmenin, sanayileşmenin, ilmi yönden gelişmenin tek çözümü sanki Avrupa’dan geçiyor. Ben yaklaşık 2,5 yıldır master eğitimim için Almanya’dayım. Bu nedenle şiddetli bir şekilde bu maceraya “hayır” diyenlerdenim. Burada bir milletin nasıl makina gibi yaşadığını çok net bir şekilde gözlemliyorum. Almanların aile yapıları çok zayıf. Yetmişlerinde insanlar, çocukları olduğu halde tek başlarına yaşamak zorunda kalıyorlar. Yaşlı Almanlar bu yalnızlığı giderebilmek için köpek, kedi gibi hayvanlar satın alıyorlar ve bu hayvanlarla tıpkı çocuk gibi ilgileniyorlar. Almanya’da insanlar birbirlerine karşı da çok soğuk. Merhabalarınız genelde havada kalıyor. Anne ve babası ayrı şekilde yetişen çocukların oranı, aile içinde yetişen çocuklardan çok daha fazla. “Acaba tarih boyunca Almanlar böylemiymiş?” sorusunu insan kendi kendine soramadan edemiyor! Araştırmalarıma göre Almanya belli bir süreç yaşadıktan sonra bu hale getirilmiş. Ambargo ve yaptırımlar ile hizaya getirilemeyen Alman Toplumu, dışarıdan gelen kültür aracılığıyla hizaya getirilmiş ve dejenerasyona uğratılmış. Gelelim böyle bir toplumda yetişen ve bu topluma entegre olmaları beklenen gurbetçilerin çocuklarına.. Doğal olarak gurbetçi ailelerin çocukları da maneviyattan uzak yaşayan bu toplumdan nasiplerini alıyor. İki kültür arasında sıkışıp-kalarak büyümenin sancılarını çekiyorlar ve bu probleme aileler çözüm üretemiyor. İnsanın mutlu olabilmesinin sadece maddi refahla ilgisinin olmadığını, Almanya’da net bir şekilde gözlemleyebilirsiniz. Bu kapitalist memlekette Gurbetçi Türklerin Çocukları’na sunulan maddi nimetler bir hayli fazla; fakat bir çoğu mutsuz, hem de çok... Burada dikkatimi çeken bir başka fenomen de; uyuşturucu çetelerinin genelinin Türk ve kardeş Arap ülkelerinden gelen gençlerden oluşması. Buna örnek olarak en son Almanya’nın Flensburg kentinde 1,8 milyon Euro’luk uyuşturucu madde ile yakalanan Türk Şebekesi gösterilebilir. Alman Yönetimi kendi içersinde barındırdığı Müslüman yabancılardan korkuyor ve onların düşünmelerini istemiyor. Bu nedenle yabancıları; düşünmekten uzak tutan her türlü yola itiyor. Ayrıca niçin Almanya’daki kahvehaneler tıklım tıklım dolu? Bu sorunun cevabı da aynı! Sosyal Devlet anlayışı nedeniyle verilen işsizlik ücretleri aracılığıyla insanlar hayatın ve muhalefetin dışında tutuluyor! Almanya’da bu kadar olumsuz tablonun yanında, olumlu örnekler de yok mu? Kesinlikle evet, var diyebilirim. Bilinçli, bilgili, geçmişini bilen, sistemi sorgulayan gençlerin sayısı da az değil. Almanya’da ayrıca insanlarımız için çırpınan siyasi, dini teşkilatlarımız da mevcut. Almanya’da manzara böyleyken Türkiyemiz geçmişini unutarak rotayı Avrupa’ya çeviriyor, ya da çoktan çevirdi. Sosyal yaşantımızdan aile yapımıza kadar bu etkileşim gün gibi aşikar. Ama şu asla unutulmamalı; Avrupa’dan sadece ilim ve teknoloji alacağımızı zannediyoruz; fakat bu pratikte mümkün değil. Tarih gösteriyor ki, ilim alırken aldığınız kültürdeki mevcud mikroplar da, siz farkında olmadan bünyenize dahil oluyor. Açık bir sekilde kuzuyu kurda teslim ediyoruz. Kurdun amacı belli; kuzuyu yemek . Benim görüşüme göre; dünyada yeni bir sese ihtiyaç vardır ve bu ses Türkiye olmalıdır. Türkiye’nin yeniden büyük millet olma refleksini kuşanması ve tarih şuuruna sahip çıkması gerekiyor. Türkiye acilen kendi coğrafyasına dönmelidir. Çünkü, Türkiye önderliğindeki bir İslam Dünyası’nın jeo-kültürel ve stratejik üstünlüğü kullanma potansiyeli vardır. Kendimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Almanya; siz hiç farkına varmadan değerlerinizi yok ediyor, ya da her geçen gün yozlaşıyorsunuz. Ben Almanya’da master yaptığım için çok pişman oldum. Almanya’ya eğitim görmek için gelmeyi düşünen arkadaşlara burayı kesinlikle tavsiye etmiyorum. Bende fırsatını ilk bulduğum an Almanya’yı terketmeyi düşünenlerdenim. Sağlıcakla kalınız… İBRAHİM KARAKULLUKÇU-ALMANYA Sütun Haber