Duvarların Arkasında belgeseli çok ses getiren gazeteci yazar Ayşe Böhürler 13 ülkeden yaklaşık 200 kadınla yaptığı röportajları bir kitapta topladı. 45 dakikalık bir belgesele sığamayacak kadar bilgi edindiklerini belirten Ayşe Böhürler, Timaş Yayınları arasından çıkan kitabın bu deneyimleri aktarmada etkili olduğunu söylüyor. Aslıhan Eker ile yaptıkları titiz çalışmaların ürünü olan belgeselin artık ete kemiğe büründüğünü söyleyen Ayşe Böhürler, kitabın bu alanda çalışmak isteyenler için bir rehber olacağını belirtiyor. Duvarların Arkasında kitabı, bir silüet olarak görülen Doğulu Müslüman kadınların kendi kimliğini var eden portresini çiziyor. Müslüman kadınları tek tipleştiren klişe önyargıların çürütüldüğü kitap, gelenek, islamiyet ve modernlik ekseninde kadınların kendilerini ifade etme biçimlerini yansıtıyor. Daha önce belgesel ile Doğulu Müslüman kadınları gündeme taşımıştınız. Bu projeyi kitaplaştırma nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Belgesel, 45 dakika sürüyor. Böyle olunca, röportajların çok az bir kısımına yer vermek zorunda kalıyorsunuz. Bir sürü farklı konuya değiniyorsunuz ve herşeyi belirli bir süreye sığdırmanız gerekiyor. Kitap için çalışmaya başladığımızda önümüzde bin sayfalık bir döküman duruyordu ve biz bunu da kısaltmak zorunda kaldık, 550 sayafa indirdik. Belgesel o ülkeye ait izlenimi veriyordu ama kitap orada konuştuğumuz kadınların duygu ve düşünce dünyalarına ilişkin daha derinlemesine ipuçları veriyor. Bu anlamda kitap, daha kapsamlı. Zihninizde projeden önce nasıl bir Doğulu kadın imajı vardı? Bu imaj, görüşmelerin ardından değişti mi? Şimdi televizyonlarda ve gazetelerde bütün tartışmaları takip ediyorum özellikle bu başörtüsü konusunda olanları... Çoğu, söylediklerini temellendirmeden konuşuyor. Time’de okuduğu bir yazıdan, BBC’de izlediği bir pogramdan yola çıkarak klişe yargılara ulaşıyorlar. Gittiğimiz ülkelerde Batılı gazetecilerle kesiştiğimiz noktalar oldu. Onlar, en kötü örneği o ülkenin geneli olarak gösteriyor. İran, bu noktada bilinmeden üzerine konuşulan bir ülke. Kitap böyle bir bilgi eksikliğini gidermede çok faydalı olacak. Çünkü insanlar varsayımlara ve önyargılara dayalı konuşuyorlar. Doğulu kadında sizi en çok etkileyen ne oldu? Doğu’da inanılmaz başarı öyküleri var. Korkunç yoksulluklardan gelip, başarıya yükselmiş kadınların mücadelesi var. Batılı ülkelerde bir kadınn mücadelesiyle bu kadınların mücadelesi arasında çok büyük fark var. Doğulu kadınlar, başarılarının “İslam kadınlarını ezer” gibi klişe yargıların arkasında kalmasından hoşlanmıyorlar. Umman’da çölde yaşayan kadınların mücadelesinden çok etkilendim. Umman’da da Filistin’de de çölde yaşayan kadınların bütün çocukları okula gidiyor, üniversitede eğitim görüyor. Bir taraftan bu değişimi de görüyorsunuz. Çölde yaşayan bir bedevi kadından söz ediyorsunuz ama diğer taraftan modern dünyaya da kendi çocuklarını yetiştiriyor, adapte olmaya çalışıyor. Başörtülü ve Türk gazeteci olarak gittiğiniz ülkelerde nasıl karşılandınız? Türkiye’yi birçok yerde seviyorlar. Bazı ülkelerde başörtülü olmamıza şaşıranlar oldu. Mısır’da feminist yayın yapan bir kadın dergisinin editörü, “Türkiye laik bir ülke değil mi?” diye sordu. Biz de laikliğin başörtülülerin gazetecelik yapmasını engelleyen birşey olmadığını söyledik. Sırada Batı’daki Müslüman kadın var Ayşe Böhürler çok ses getiren Duvarların Arkasında porejesine devam etmeyi çok istiyor. Fakat çekinceleri de var: “Arap Emirlikleri, Nijerya, Kuveyt, Katar... Gitmek istediğimiz daha çok yer var. Ancak bu bir yığın prosedürü aşmak demek. Hükümetler en güzel fotoğrafı göstermek ve manipule etmek istiyor... Biz o manipulasyonun dışında bir resim ortaya koymak istedik ve bunu da başardığımızı düşünüyorum açıkcası. Şimdi ise Batıdaki Müslüman kadınları işlemek düşüncesindeyim ama başlamış bir çalışma yok. YENİSAFAK