|
|
|
|
- Currently 0.00/5
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
0 Kişi Oy Vermiş
|
Amerika'ya Kızıl Ordu benzetmesi
Afganistan'da Taliban militanlarınca kaçırıldıktan sonra Müslümanlığı seçen İngiliz yazar Yvonne Ridley yeni makalesinde Amerika'yı Kızıl Ordu'ya benzetti.
Bir HG Wells klasiği olan "Dünyalar Savaşı" adlı romandan ve hükümet tarafından adapte edilerek (hükümet politikalarına uygun olduğu tasdiklenerek) sinamaya uyarlanan aynı isimli filmden yola çıkarak 1950'lerin Soğuk Savaş etkisindeki batısından söz eden Ridley, Afganistan'a yaptığı bir tren yolculuğundan sonra kendisine Kızıl Orduyu anımsattığını söylediği Amerikan ordusuna eleştirilerini sıraladı.
Amerikan politikasının güdümündeki Hollywood'un Marslıların dünyayı işgali kurgusunu, Komünizmi fantastik bulan zihinlere bir uyarı olarak sunduğunu savunan Ridley, "Onlar basitçe bir gün tüm dünyayı ele geçirecek Marslıların (Rusların) tüm büyük şehirleri imha edeceği ve medeniyetleri yıkacağı kurgusunu insanların bilinçaltına yüklemek istiyorlardı" diye yazdı.
Filmin amacının Rusları "öteki" olarak göstermek olduğunu söyleyen Ridley filme bir de isim koyuyor, "Dünyalılar için 'öteki' Marslılar (Ruslar)".
Trendeki yataklı kabininde bulduğu HG Wells romanının kendisini derin düşüncelere ittiğini söyleyen Ridley "Ancak bu bilinçaltımdaki Kızıl Tehlike tehdidi değil, Amerikan ordusuydu" diyerek Amerikalıların Afganistan'daki bazı eylemlerine dikkat çekti:
"Torkham'dan kendi vatanlarına girmeye çalışan şaşkın Afgan vatandaşlarına ağız dolusu hakaretler savuran Amerikalıların ve Bagram ABD askeri yerleşkesindeki hapishanede şahit olduğum sayısız işkencelerin bana anımsattığı (aynı Dünyalar Savaşı filminde olduğu gibi) Afganistan'ın yabancı etkisi altında vardığı yerdi."
Amerikalıların hala kendilerinin Dünyalar Savaşındaki "parazit terminatörler" gibi dünya halkları tarafından büyük bir ümitle karşılandığını sandığını savunan Ridley'e göre Amerika artık Afganistan'ın yeniden inşası, özgürlük ve eğitim vaadleri sebebiyle kendisine güvenen bir avuç Afganlının da desteğini kaybetti ve hatta bu destek nefrete dönüşüyor...
"Embedded" gazetecilere eleştiri
Ridley yazısının ortalarında bu iddialarının Amerikan ordusu kampüslerinden ayrılmayan "embedded gazeteciler" gibi "masa başında uyrdurulmuş" verilere dayanarak yazılmadığına dikkat çekiyor ve şöyle diyor;
"Peki ben bu sonuca nasıl ulaştım? Elbette Afgansitan Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin dahi bugünlerde ülkesindeki ABD varlığını ve herşeyin daha kötüye gitmesini eleştirmesine rağmen Kabil'deki kamplarından dışarı çıkmayan politikacılarla konuşarak değil. Gidip halkın ta kendisine sorarak... Peştun, Tacik, Hazara ve Özbeklere... Kadınlara ve gençlere... Özellikle de gençlere..."
Ridley yazısında turu esnasında Afganistan'ın en tehlikeli bölgelerine gittiğine ve Taliban ile Afgan polis arasında çıkan çatışmaların ortasında kaldığına da dikkat çekiyor. Bu arada İngiliz gazeteci yazısında kendisine refakat eden film yapımcısının çok yakında konuyla ilgili bir belgeselini Press TV'de yayınlayacağı haberini de veriyor. Ridley, "eğer bana inanmıyorsanız bana refakat eden yönetmenin seyahatimiz esnasında yakaladığı görüntüleri 2009'de Press TV'de yayınlanacak belgeselde izleyin" diyor.
Amerikalılar ev sahibine nasıl davranılması gerektiğini bilmiyor
Ridley'e göre Afgan halkı birkaç sebepten dolayı Amerikalılara düşmanlık besliyor. Bunların başında gelen sebep ise oldukça şaşırtıcı: Amerikalıların ev sahibine nasıl davranılması gerektiğini bilmemesi.
Ridley'in konuştuğu Afgan köylüler ona Amerikalıların bir evi ziyarete gittiklerinde o evin kurallarına uyulması gerektiği şeklindeki örf ve adetlerine bırakın uymayı, bu yönde en küçük bir çaba dahi sarfetmediklerini söylüyorlarmış.
Taciklerin başını çektiği bir grup ise Amerikalıların Afgan vatandaşların arabalarına davranış şeklini eleştiriyor. İddialara göre trafiğin sıkışık olduğu yerlerde Amerikalılar "bu bir pusu olabilir" diye düşünerek önlerindeki sivillerin araçlarını sağa sola savurup, ezebiliyorlarmış. Bu da yetmez gibi arkasından kısa bir süre gelen sivillerin araçlarına da, "terörist" şüphesiyle rahatlıkla ateş açabiliyorlarmış.
Blackwater'lar kanunların üstünde
Ridley Kabil eteklerinde arabasıyla seyrederken 20 mph'dan biraz fazla hız yaptığı için güvenlik noktasında Afgan polisler tarafından çevrildiğini anlatıyor. Afgan polisin bu garip duruma açıklamsı ise çok daha ilginç: "Bakın şurada Blackwater'lar var. Biz onların güdümündeyiz. Bölgede olan her olaydan onlar bizi sorumlu tutuyor. Bu bakımdan biz dikkatli olmalıyız. Kanunlar mı? Onlar kanunların üstünde, biz ise zayıfız."
Kandaharlı bir gençle görüşmelerine de yer veriyor Ridley... Genç Afganlı sadece yüksek sesli müzik dinlediği için Amerikalı askerlerce hapishaneye konulmuş. Ona görüşleri sorulmuş. Amerikalılar beğenmeyince "ıslak sopayla görüşlerine gerekli değişikliği verdikten sonra" 18 saat içinde genci serbest bırakmışlar.
Afganistan hapishaneleri
Ayrıca hapishanelerdeki durumu da üzücü bulan Ridley Hamid Karzai'nin Barış ve Uzlaşı Hareketi'nden bir yetkiliyle konuştuktan sonra ailelerin öfkesini gayet iyi anladığını söylüyor. Ridley yazısında şu soruları soruyor; "86 yaşındaki birinin arabaya bindirilerek kaçırıldığı, daha sonra zincire vurulduğu ve taciz edildiği bir ülkede bu şahsın yakınlarını nasıl sakinleştirebilirsiniz ki? Ben oturdum ve eski Bagram tutsaklarının resimlerine baktım. Çoğu okul öğrencisi, büyükbaba ve büyük büyükbaba yaşında... Amerikalılar hangi hakla bu yaşlardaki insanları aylarca yıllarca hiçbir delil olmaksızın karanlık hücrelerde tutuyor?"
Afgan kadınlar
Ridley kadınları da unutmamış, "Ve bir de kadınlar var.. 'Kadınlara özgürlük' vaadiyle Afganistan'ı işgal eden George W. Bush ve Tony Blair'in ihanet ettiği en önemli bireyler... Ben size şunu söyleyebilirim, işgalden sonra yetişmemiş birkaç kişi hariç tek bir kariyer sahibi kadın yok Afganistan'da..."
Ridley kadınlarla ilgili tespitlerine şöyle devam ediyor, "Bir kadın bana şöyle dedi: 'Ben Taliban'dan nefret ediyordum. Onlar benim iki amcamı öldürmüştü. Amerika benim için bir umuttu. Fakat onlar benim tam 16 kuzenimi öldürdü ve şu an onlardan çok daha fazla nefretediyorum. Keşke Taliban geri gelse.' "
"Bu Şamali Ovası'ndaki bir kadının anlattıklarının yanında bu hiçbir şey... Ben asla Pakistan sınırındaki Paktika'nın Shkin bölgesindeki Amerika üssünden sadece üç mil uzaklıktaki Bermil'deki Savara Han'ı unutamayacağım. O kollarındaki bir bebeği de dahil 9 çocuğuyla birlikte bir gece füzelerin hedefi olan ailesinden söz ediyor. 'Biz yanlış birşey yapmadık ve yanlış hedeftik' diyor Afgan kadın... Ve kimse de bundan dolayı kendilerinden özür dilememiş."
Kabil Üniversitesi izlenimleri
Ridley Kabil Üniversitesi'nde yaşadıklarını ise şu cümlelerle anlatıyor:
"Ben bir konferans vermek için Kabil Üniversitesi'ni ziyaret ettim. (Bush-Blair'ın Taliban'ın kızlara eğitim hakkı tanımadığı yönündeki propagandaları arasında Şubat 2002 yılında bu üniversiteye erkeklerden çok kızların başvurduğu bilgisi oldukça şaşırtıcı.)
Bana Amerika işgali (bu kelime bana ait değil, üniversite öğrencileri 'işgal' dediler) hakkındaki görüşlerim sorulduğunda açıkçası fincancı katırlarını ürkütmekten (İngilizcesiyle 'eşek arısı yuvasını canlandırmaktan') çekindim. Fakat buna rağmen açıkça ABD ve İngiliz işgalina karşı olan görüşlerimi dile getirdim.
Ancak beni evrensel sözleşmeyle selamlayan bir gençten başka tek bir -karşıt- ses çıkmadı. Açıkçası buna şaşırdığımı itiraf etmeliyim.
İngiliz Başbakanı Gordon Brown Afganistan'a yeni askerler göndermekten bahsededursun, bu gençler Afganistan'ın geleceği ve ABD bu ülkeden ayrılıncaya kadar geleceklerini hiç de aydınlık görmüyorlar."
Makalesinin sonunda bölgedeki gazetecileri eleştiren Ridley birçok gazetecinin Afganistan'da ordu karargahlarının dışına çıkmadığından ve ancak Bush politikalarının müsaade ettiği kadar Afganistan'ın ucra köşelerindeki görşlere uzanabildiğinden yakınıyor.
Ridley medyanın da daha az suçlu olduğunu öne sürdüğü tespitlerinde ise gazetecilerin de ellerinin bağlı olduğunu söylüyor ve bunun birkaç sebebi olarak, Pentagon tarafından "embedded" gazeteciler listesinden çıkarılma, medya patronlarının işlerine son vermesi ve güvenlik şirketlerinin kendilerini Afganistan'da direnişçilere karşı korumak için bazı ön şartlar sunması gibi ihtimallerini sunuyor.
Ridley yazısını şu sözlerle sonlandırıyor, "Belki de en iyisi 1600 Pennsylvania Avenue'nin (Beyaz Saray'ın adresi) anahtarlarını almadan önce Barack Obama'nın Afganistan danışmanına HG Wells klasiğinin bir kopyasını okuması için göndermektir. Ve üzerine de kısaca şu notu düşmek: Marslılar için 'öteki' Amerikalılar"
|