• Diğer

STK Haberleri

"Müslümanlar bâtıl Kıblelerin farkına varmalı"

İstanbul Beyoğlu ilçesinde faaliyet gösteren Hanımlar Araştırma ve Yardımlaşma Derneği HAYDER’de aylık Yazar buluşmaları devam ediyor. Yazar Hamza Er’in konuşmacı olarak katıldığı bu ayki seminer programında “Müslümanın Hayatında Kıble Sorunu” gündeme alındı.

"Müslümanlar bâtıl Kıblelerin farkına varmalı"

28 Şubat 2016 23:47
-A

+A

İstanbul Beyoğlu ilçesinde faaliyet gösteren Hanımlar Araştırma ve Yardımlaşma Derneği HAYDER, halka açık programlarını sürdürüyor. Dernek binasında yapılan programın konuşmacısı Müslümanın Hayatında Kıble Sorunu” konusuyla yazar Hamza Er’di…

Metin Taşcılar’ın selamlama konuşması ile başlayan Program’da Hamza Er, kişinin kıble olarak seçtiği şeyle kimliğini, kişiliğini, dinini, düşüncesini, hayat tarzını inşa edip; umut ve beklentilere sahip olduğunu belirtti.

Toplumun Kıble anlayışının diğer ibadetler gibi şekilci ve yetersiz olduğunu söyleyen Hamza Er, Kıble gösteren seccade, pusula çabalarının çeyreği kadar bile Kıble değerlerini öğrenmeye dönük ihtiyacın olmamasını şekilci algıdan kaynaklandığını ifade belirtti.

“Oysa, Kabe’ye dönmek, Kabe’nin rabbi olan Allah’a teslim olmayı gerektirir. Allah’a teslim olmak vahye teslim olmakla mümkündür. Vahye teslim olmak, vahiyle çelişen doğru bilinen her şeyden beri olmakla gerçekleşir. Kabe’yi kıble bilmek, islam dairesine girmektir. Kabe’yi kıble bellemek, hayatını islama çevirmektir.” diyen Er, daha sonra Kıblenin tanımını yaparak sunumunu açmaya çalıştı.

Kıblenin kavramsal tanımını yapan Hamza Er, Kıblenin, “önce, öncelik, doğru yönelmek, birinin özrünü tevbesini kabul etmek, bir şeyi, karşılığında hediye vb. bir mükafaatı/ecri gerektirecek tarzda kabul etmek, kefil olan(sorumluluğu üzerine alan), yüzyüze/karşı karşıya gelme(mukabele), ilgi, endişe, sevme, muhabbet besleme amacıyla yönünü çevirme” anlamlarına geldiğini söyledi.

Yeryüzünde inşa edilen ilk ev yani mabet olan Beytullah’ın inşasını, bir muvahhid olduğu defalarca Kur’an’da zikredilen Hz. İbrahim’in gerçekleştirdiğini, bunun Allah tarafından emredildiğine vurgu yapan Hamza Er, bu mabedin temel vasfı olarak, tevhid inancına zarar getirecek her türlü tavır ve davranıştan uzak durması ikazlarının Hz. İbrahim(a)’a yapıldığını belirtti.

Bazı ibadetlerde yön tasavvurunun hem ibadet disiplini hem de mânevi bir merkezle bütünleşme açısından önemli olduğuna vurgu yapan Hamza Er bu çerçevede şöyle ilavelerde bulundu; “bu yöneliş, mekandan münezzeh olan Allah (c)’la manevi planda bütünleşmeyi ifade ettiği gibi, aynı merkeze yönelen insanların birliğini, ümmet bütünlüğünü de temsil eder. Aynı gaye ve inanca sahip olan insanların birlik ve bütünlüğü ortak maddi ve sosyal tezahürlerle sağlanır.” 

Ortak kıbleye yönelişin ihtilafları ortadan kaldırması, birleştirmesi, ümmet olma şuuru kazandırması gerektiğinin altını çizen Hamza Er, “bu ümmeti ümmet yapan değer kıblesidir. Kıblesi olmayan ümmet olamaz. Dinin düşünce, eylem, inanç, duygu birliğini sağlayan semboldür kıble… Sarı, siyah, beyaz, Afrikalı, Amerikalı milyonlarca insanın sizinle aynı kıbleye yönelmiş olduğunu bilmek, hissetmekten daha kuşatıcı bir duygu olabilir mi?” dedikten sonra güncel çatışma ve ayrışmaların arkasında yatan çok kıblelilik sorununa değindi.

Bugün etnik, mezhebi ve ulusal çatışma ve savaşların tek kıbleye döndüğünü iddia eden kesimlerin arasında görülmesinin düşündürücü olduğunu ifade eden Er bu konuda şunları söyledi; “Arabı Arap olmayanla kardeş yapan, Kürt, Türk, Arab Rumi, Farisi gibi ırka ait olanları tek çatıda buluşturan İslam kardeşliğidir. Tek Kıbleye dönmüş olmanın birleştirici, güven veren etkisidir. Bugün iman, adalet, kardeşlik değerleri ilham eden Kabe’den yüzünü çevirip, Washington, Moskova, Kandil, Ankara, Brüksel, Tahran’a bakan, oranın ürettiği politikalara teslim olanların kıblelerinin şaşmış olduğunun farkına varmaları artık gerekmiyor mu?” Ulusal çıkarlar, maddi menfaatler, nefsi ihtiraslar doğrultusunda milyonların yönünü kendine çeviren bu sahte kıblelere “LA” demenin vakti gelmedi mi”? Seküler, Laik, hurafe ve bid'atlerle donanmış ve bu istikamette inanç, düşünce ve eylem üreten sahte kıblelere "La" diyerek sadece Beytullah'ın Rabbi olan Allah'a yüzünü çevirmek imani bir zorunluluktur. Müslüman değerlerini sadece yönünü çevirdiği Kabe'nin Rabbinden almalıdır. O da vahyin diriltici mesajı ve Nebevi örnekliktir."

Ehli kıblenin tekfir edilmemesinin de önemli bir kaide olduğunu söyleyen Hamza Er, bu usulü yaklaşımın kıbledaşlığı kardaşlıkla eş tutmakta olduğunu belirtti.

Hamza Er, İslam’da Namaz için kendisine yönelinen kıblenin, Tevhid inancının tarih boyu sembolü olan Kâbe olduğunu, bunun şekilsel bir yönelişten çok daha fazla anlamlar taşıdığını ifade ettikten sonra Bakara suresi 177. Ayetinden yola çıkarak unları söyledi: “Genel anlamda "iyilik" demek olan "birr"in gayesi; hayır üretmeyen kuru ibadet görüntüleri değildir. Tersine iyilik (birr); bir düşünce, bir duygu, bir eylem bütünü ve bir davranış sistemidir. İyilik; gerek birey ve gerek toplum vicdanında etkisini gösteren bir düşüncedir, bireysel ve sosyal hayatta etkisini gösteren somut bir davranıştır.”

İbadetlerde Kıblemiz olan Kâbe’ye yönelmenin hikmetini anlayamamak, sadece sembollere takılıp onların temsil ettiği manalardan gafil olmak şuurlu bir Müslümanın işi değildir diyen Hamza Er, “maalesef hacılar hep Kâbe’den bahsediyorlar. Fakat Kâbe’nin sahibinden bahseden yok. Aslolan ev midir yoksa ev sahibi midir?” sorgulamasında da bulundu…

Kabe’nin Tevhid inancının sembolü olduğu, fakat sadece inancın sembolü değil, aynı zamanda Müslümanların toplumsal birlikteliklerinin; umut ve beklentilerde, dert ve ta­salarda ortaklıklarının; aynı hayat tarzının, aynı ideallerin sahibi olduklarının da sembolü olduğunun bilinmesi gerektiğinin altını çizen Hamza Er, “bu nedenledir ki birliktelikleri bir vücuda ve bireyleri ise o vücudun organlarına benzetilmiş olan müminler, bu birlik ve bütünlüklerini Kıble olarak Kâbe’ye yönelerek gösterir, devam ettirir ve pekiştirirler” dedi.

Namazdaki gibi farz olmamakla birlikte diğer bazı durumlarda da Kabe'ye, eş deyişle kıbleye yönelindiği, Namaz dışındaki dua ve ibadetlerde, Hac görevinin gereklerinden olan ihrama girilmesi sırasında, cemrelere taş atarken kıbleye dönüldüğü, cenazeler gömülürken sağ yanlarına yatırılarak yüzlerinin kıbleye çevrildiği, hayvanlar da kesilirken kıbleye doğru yatırıldığını hatırlatan Er, “Tüm bunlar mü'minin ibadet ve fiillerinde Allah'a yönelişini, O'nun hoşnutluğunu arayışını simgelemektedir”dedi.

İnsanlar ister dile getirsinler veya getirmesinler herkesin bir kıblesinin olduğu gerçekliğine değinen Hamza Er, “Bu kıble, herhangi bir bölge, herhangi bir düşünce, herhangi bir şahıs, herhangi bir nesne veya herhangi bir ideal olabilir; o her neyse insan hayatında eksen olup, insanın duygu ve düşüncelerini, yaşam tarzını etkileyip yönlendiriyorsa kişinin kıblesi olmaktadır” dedi.

Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında M. Kemal’e karşı yalakalık yapma telaşıyla yazılan şiirlerin, devrimlerin dönüştürdüğü toplumun artık hayat ölçüsünü Kabe’nin Rabbinden değil, Çankaya’dan alması gerektiğine işaret ettiğini anlatan Er, Kemalettin Kamu’nun şiirinden bir pasajı ibret olması için dinleyicilerle paylaştı:

Ne örümcek, ne yosun, Ne mucize, ne füsun; Kabe Arabın olsun, Çankaya bize yeter!    
 
Hamza Er sunumun bu bölümünde şunları ifade etti: “Bir kişi için paradan daha değerli bir şey yoksa, para için her şeyi yapabiliyorsa, hayatının en temel ilkesi para ise, o kişinin dini imanı ve kıblesi de para olmuştur. Namazda yöneldiğimiz kıble ile iş hayatında, eğitim hayatında, sosyal hayatta yöneldiğimiz kıbleler maalesef farklılık arz etmektedir. Doğru kıbleye, Kâbe’ye yönelmek Namaz ibadetimizin kabul olabilmesi önemli bir şarttır, gerekliliktir. Hayatımızın her alanındaki davranışlarımız da bir ibadetse ki öyledir, bu ibadetlerin makbul olabilmesi için Beytullah’ın Rabbi olan Allah’ı merkeze alarak düzenlenmesi gerekmektedir. Yoksa başka zamanda dünyevi hedeflere, kadına, paraya, batıl ideolojilerin değerlerine, Brüksel’e, Moskova’ya, Washington’a, Kandil’e doğru bir yöneliş gerçekleşiyor ve bu değerler temel belirleyici oluyorsa batıl kıbleler asla kabul edilmeyecek, kişi de şirk içerisinde bir hayatın içerisinde debelenip duracaktır. Sürekli her alanda Allah’a yönelmeli hayatımızın merkezine Allah’ı yerleştirmeliyiz.”

Kabe’yi kıble edinmenin çok fonksiyonu olduğunu, mü’minlerin kabe’ye yönelmekle yalnız Allah’a ve O’nun dinine tabi olduğunu ortaya koyup, buna karşılık tüm batıl dinlerin ve sahte ilahların kıblesine itibar etmeyerek onlara asla tabi olmayacağını ilan ettiğini vurgulayan Hamza Er,“her milletin ve her dinin bir kıblesi, herkesin yüzünü döndüreceği bir yönü ve istikameti vardır. Mü’min Allah’ın dinini tanımayanların kıblesine tabi olamaz. Onlar da İslam’ın kıblesine zaten tabi olmayacaklardır.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Dinleyicilerle yapılan hasbihalle zenginleşen program ikramın ardından sona erdi.

Kaynak : Küre Medya

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

  • ÇOK OKUNANLAR
  • ÇOK YORUMLANANLAR

ARŞİV