Gazze’ye giden insani yardım gemilerine korsan edası ile saldıran kuduz yahudi askerleri ilk etapta karşılaştıkları direnişle sendeleyip saldırı dozlarını arttırıp bir çok kişiyi katletmişti.
Sivillere, sopayla kendisini korumaya çalışanlara, gemisini teslim etmemek için çırpınan yaşlı, kadın ve çocuklara gerçek mermilerle saldıran yahudilerin geçmiş tarihleride aslında günümüzde olduğundan temiz değil.
Kendilerine gelen Peygamberlere çile dolu günler yaşatan bu kavim kimi zaman Peygamberlerinin başını kesmiş, kimi zaman verdikleri sözden geri durmuş ve geçmişten kalma ahlaklarından ödün vermeden günümüze kadar gelmiş.
Gökten kendilerine indirilen sofraya nankörlük eden bu kavim, başlarına dağ geçirilip tekrar diriltiklerinde “hayal” gördük demekten çekinmemiştir.
Ayrıca, insani yardım gemilerindeki 50 ülkeden sivile saldırarak terör virüsünü dünyaya yaymayıda becermiş bir durumdadır.
İnsanların kendilerini sevmediği ve sevmesinide istemediği terör devleti kendisini dünyanın hakimi görmeye devam ede dursun elbet birgün hak ettiği dersi alacağına inancımız sonsuzdur.
Bu dersi en çok korktuğu ve Firavun gibi çocuklarını öldürdüğü Müslüman halklar verecektir inşaAllah.
Son olarak, Yahudi zulmü gırtlağa dayanmış ve artık insan olanların tahamülleri kalmamışken mitinglerde “taşa gül atan peygamberden” bahseden insanlarda iyice bıkkınlık getirmiş durumdalar.
Tarihlerinde her fırsatta fitne ve fesadı yayan yahudi toplumunun “gülden” anlamayacağı aslında gün gibi ortadadır. Bunuda “gül atma” heveslisi kişilere bildirerek yahudilerin parlak olmayan geçmişleri hakkındaki birkaç alıntımızla sizleri başbaşa bırakıyoruz.
Seyyit Kutub’un kaleminden;
YAHUDİLİĞİN TARİHİ
Yahudiliğin tarihini bilmek ve bunu iyice kavramak için önce, "Siyonizm"i bilmek gerekir. Çünkü Siyonizm, yahudi tarihinin kaynağını teşkil etmektedir.
Siyonizm ve Siyonist kelimelerinin tarihi çok eskidir, iki bin yıldır kullanılan bu kelimelerin ne demek olduğunu bilmek için de önce, "Siyon" u bilmek ibrani dilinde "moşe" diye adlandırılan Hz. Musa ile Firavun arasında başlayan mücadeleden itibaren yahudi tarihine bir göz atmak gerekir.
Yapılan tarihi rivayetlere göre, Milattan önce 1200 yılları, Hz. Musa'nın peygamber olarak insanları hak dine çağırdığı yıllardır. O devirde israil oğulları, Mısır'da esir olarak bulunuyorlardı. Daha önce Hz. Yakup ve oğlu Hz. Yusuf'tan aldıkları hak ve tevhid dinine sarılarak, putperest Mısır'lılar arasında yaşıyorlardı. Kur'an-ı Kerim'de ve Ahdi Atik'de (Tevrat'da) oradaki hayatları hakkında bir çok şeyler anlatılır. Gördüğü bir rüya üzerine Firavun, doğan bütün yahudi erkek çocuklarının öldürülmesini emreder. O sıralarda doğan Hz. Musa'nın ise, bizzat Firavun'un sarayında büyütülmesi meşhurdur. Gençlik yıllarında bir Mısırlıyı kazaen öldürünce Mısır'dan kaçan Hz. Musa, Tur-i Sina'da, ilâhî vahye mazhar olur. Kardeşi Harun ile tekrar Mısır'a, Firavun'un memleketine gelerek onu hak dine davet etmek ister.
Bu günki muharref (değiştirilmiş) Tevrat'a göre ise, Mısır'da İsrailoğulları'nın, Firavun'un her türlü zulüm ve işkenceye maruz bıraktığı yıllarda Ahram denilen bir İbranili kişi yaşamıştı. Bu zat, Yokebedi adında bir kadınla evlenmiş ve ondan bir çocuk dünyaya getirmişti. Bu çocuğa "Musa" ismini vermişlerdi.
Yokebedi, Hz. Musa'yı doğurduğunda onu hemen gözlerden gizledi. Onun doğum haberi Firavun'a ulaşmamıştı. Onu, bir müddet yanında saklamış, işinin açığa çıkmasından korktuğu zaman ise, Allah ona, bir sandık hazırlamasını ve Musa'yı onun içine koymasını, sonra da zift ile sıvamasını ve nihayet onu Nil nehrine atmasını ilham etmişti. En sonunda da onun kalbini yatıştırıp Musa'nın gene kendisine döneceğini müjdelemiş, onu peygamber kılacağını da ona haber vermişti. Kur'an-ı Kerimde de buna benzer ifadeler ve bilgiler vardır.
Firavun'un adamları sandığı sudan çıkarıp da açınca, Firavun'un karısının gözleri hemen çocuk Musa'ya ilişti. Allah'ta, kalbine Hz. Musa'nın muhabbetini yerleştirdi. Kur'an-ı Kerime göre, Firavun'un karısı Asiye, kocasının bütün İsrail çocuklarının öldürdüğü gibi, onu da öldüreceğini anlamış ve Firavun'a şöyle demişti:
"Bu çocuk benim ve senin için bir göz aydınlığı... Onu öldürme, belki bize bir faydası dokunur, çocuktan mahrum edildikten sonra da umulur ki, onu oğul ediniriz."
(Kasas sûresi. ayet: 9)
Bunun üzerine Firavun, karısına uydu ve küçük Musa'yı ona bıraktı.
Bu sırada İsrailoğulları Mısır'da esir olarak yaşıyorlardı. Firavun'un gördüğü bir rüya üzerine bütün yahudi erkek çocukları öldürtmesine rağmen, Hz. Musa, bizzat Firavun'un sarayında büyümüş, gençlik yıllarında da bir kaza ile bir Mısır'lıyı öldürmesi üzerine, Mısır'dan kaçmış ve "Tür-i Sinâ"da ilâhî vahye mazhar olmuştur.
Çeşitli mucizeler gösteren Hz. Musa. kavmi ile Sina dağının bulunduğu çölde kırk yıl dolaşmış, İsrâiloğullarının Firavun'un elinden kurtarmış, Kızıldeniz'den geçmek sureti ile Mısır'dan kaçmıştır (Kasas sûresinin 9-45 ayetine kadar olan kısmı, Hr. Musa'yı anlatmaktadır. Doğumunu, büyümesini ve Mısır'dan nasıl çıktığını safha safha bildirmektedir Seyyid Kutup - F.: 2,).
Daha Şeria vadisinde iken, Arz-ı Mev'üd (vadedilmiş topraklar) ı ele geçirmeden vefat eden Hz. Musa'nın yerine Yoşua geçmiş, ve Yahudileri bu topraklara yerleştirmiştir.
Önce Silo şehri yakınlarında Gerezm dağında kurbanları takdim edebilecekleri bir "Mezbaha" inşa edilmiştir. Ancak, yapılan rivayetlere göre; Allah, emir ve yasaklarına hakkıyla riayet etmeyen İsrailoğulları'nın başına İranlıları musallat etmiş ve onları M.Ö. 1100 yıllarında mezbahalarını yıktırarak memleketten kovdurmuştur.
Samuel'in başkanlığında kurulan krallık devrinden sonra (MÖ. 1015 yılında) Hz. Davut geçmiş, Kudüs kentini yahudiler için başşehir yapmıştır.
Bu krallık, yahudi tarihinde büyük bir önem taşır. Yahudiler bu devirde, yer yüzünün hakimliğini ele geçirmeye çalışmışlardır...
Bu krallığın en muhteşem devresinde Hz. Süleyman, "Siyon" dağında, ünlü "Süleyman Mabedini yaptırmıştır. Bu mabedin bugünkü yeri, Kudüs'te "Ömer Camii"nin bulunduğu sahaya rastlar.
Günümüze kadar, bu mabedin sadece "Batı duvarı" nın kaldığı bilinmektedir. "Ağlama duvarı" denilen bu duvar, yahudiler tarafından kutsal bir ziyaret yeri olarak muhafaza edilmektedir.
Yahudilerin mukaddes kitapları; Ahd-i Atik ve onun ilk beş kitabını teşkil eden Tevrat'ta mabedin varlığı ile ilgili yüzlerce emir bulunmaktadır.
Anlaşıldığı gibi "Siyonizm" genel anlamıyla, Filistin dışındaki bütün yahudileri "Kazanılmış Topraklar" da toplamak sureti ile, "Süleyman Mabedini", "Siyon" dağında yeniden inşa etmek sureti ile tanınmışsa da, gerçek ve özel anlamıyla "Yahudinin; dünya hakimiyeti idealidir" ki, meşru olmasa bile bugün gayri meşru olarak bunu gerçekleştirmişlerdir.
Bugünkü muharref (sonradan değiştirilmiş olan) Tevrat'a göre yahudiler; üstün ırk inancına sahiptirler.
Tekvin'de, Nehemya'da, Ezra'da "ırkçı" direktifler vardır. Tevrat'ta savaş, yahudiliğin topuzu, ihtilâl ise silâhıdır.
"Tesniye" adlı kitabın bir çok bölümlerinde ise yahudiliğin, milletlere ve insanlara karşı olan düşmanlığı, kini açık olarak yazılıdır.
Yahudi olmayan milletlerin kurdukları ve idare ettikleri hükümetlerinin, yahudi politikası için ele geçirilmesi gerektiği yazılıdır.
Rus ihtilâlini yapan Lenin, Troçki, Steklof, Marrof, Zivenief, Kamenef, Susanof, Sagarski, Bogdanof, Uruçki, Lârin, Ganeçki, Dan, Meşovski, Parvus, Riasanof, Martinof, Çernomorski, Solnzef, Piatsinki ve ötekiler birer yahudidir. Rus ihtilâlini aynı zamanda Yahudi bankerleri, finanse etmişlerdir.
Gelmiş geçmiş Amerika cumhurbaşkanlarının bir kısmı yahudidir. Bugün, Amerika'yı yahudiler idare ediyor. Amerikada bankalar, silah fabrikaları yahudilerin ellerindedir.
MASONLUK VE YAHUDİLİK
Masonluğun, bir Yahudi kuruluşu olduğu su götürmez bir gerçektir. "Fermasonluk tarihi" adlı kitabın sh. 8 de aynen şöyle denir: "Hür masonlar, Yahudilerin dünya hakimiyeti plânını esas tutarak çalışırlar.
Yahudisiz hiç bir mason locası yoktur. Yahudi havralarında, hiç bir mezhep mevcut değildir. Orada, farmasonlarda olduğu gibi yalnız semboller vardır. Bundan dolayıdır ki, israil mabedi bizim tabii müttefikimiz, mabedimizdir..." (Akasya-1908-62).
Genellikle mesleki memur ve müstahdem olan masonlar, daha ziyade yabancı şirketlerde, iktisadi devlet teşekküllerinde, Bakanlıklarda, Ticaret ve Sanayi Odalarında, Belediyelerde, Emniyette, Bankalarda ve Üniversitelerde çalışırlar. Son derece menfaatlerine düşkün olan bu fesat ocağın kurtları, iktidardaki biraderleri vasıtası ile birbirlerini kayırarak yüksek mevkiilere konarlar.
Seyyid Kutup / Yahudi ile Savaşımız
Uzun süren köle hayatı, dayanılmaz işkenceler altında inleyiş, koyu milliyetçilik,muhafazakarlık, aç gözlülük, servet ihtirası, faizli muamele gibi yahudi milletini yeryüzünde diğer milletlerden ayıran karakteristik vasıflar ve bunun yanı sıra kendilerine has bir tarihe sahip olmaları . Evet, işte bütün bunlar diğer milletlerde bulunmayan korkunç bir insan tipi yaratmıştır. Aynı zamanda yahudiler asırlar ve nesiller boyu zayıf zamanlarındaki şahsiyetsizlikleri, galibiyet anlarındaki edepsizlikleri ve gaddarlıkları, her fırsatta fitne ve fesada sebep olmaları, insafsız kaba hareketleri, kendilerini bütün milletlerden üstün tutmaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri, Allah yolundan sapmaları ve daha buna benzer kokmuş ahlaki hususiyetleriyle temayüz etmiş deni bir millettir. Kuran-ı Kerim Yahudilerin 6. Ve 7. Asır dünyasının liderlik ve kumanda mevkinden azledilmelerine sebep olan ahlaki dejenerasyon, ruhi çöküntü ve içtimai bozukluk gibi hususları ince ve derin bir ifadeyle gözler önüne sergiler.
Ali el-Haseni en-Nedvi / Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti
SÜTUNHABER