ADANA EL-KAİDE OPERASYONU:
“Dağ fare doğurdu!”
Not: Soruşturma kapsamındaki diğer şahıslarla ilgili iddiaların ne doğruluğunu biliyorum, ne de benimle ilgisi vardı.
Saat: 04:00 suları 16 / 08 / 2010 Cuma tarihinde, El Kaide üyesi olmak suçlamasıyla göz altına alındığımda, ne Adana İl Emniyet Müdürlüğü’nde ne de Adana Cumhuriyet Savcılığı sorgulamalarında herhangi bir örgütsel bağlantı ve faaliyetim gösterilemedi, serbest bırakıldım. Buna rağmen, 4 gün Emniyet Müdürlüğü nezâretinde, 1 gün de Adliye koridorlarında olmak üzere kâmilen 5 gün özgürlüğüm kısıtlanmıştı ve en insânî temel haklarımızdan yoksun bırakılmıştım.
Evimde, sabah 04:00 sıralarında yapılan hummâlı çalışmalar sonucunda elde edilen eşyalarım medyaya çok sayıda örgütsel döküman (!) olarak yansıdı... Emniyet Müdürlüğü’nün kıvançla basına sunduğu bu örgütsel dokümanlar şunlardı: Sütun Haber Dergisi, Program CD'leri, Kültür Bakanlığı onayı anlamına gelen bandrollü kitaplar ve bilgisayarımın Hard disk’i…
Resmi başvuruları yapılarak yayınlanan, yayın sonrası ise Savcılıklara gönderilen, hiçbir sayısı hakkında toplatma kararı olmayan Sütun Haber dergilerimizin stoklarına da el kondu. Dergimizi, örgüt propagandası yapan bir yayın organı olarak niteleme gayreti içine girdilerse de Allah buna izin vermedi ve atmak istedikleri iftira tutmadı... Ancak, üzülerek belirtiyorum ki, bu el koymalar sonrasında dergimizin yayınına (maddi sorunlar sebebi ile) bir süre ara vermek zorunda kaldık...
Bir suç işlememiştim, herhangi bir suça dolaylı olarak da adım karışmış değildi. Bir suç isnat edemeyip suç delili bulamadıklarında, diğer haber sitelerinin yayınlamam için göndermiş olduğu bazı haber metinlerini aleyhime suç delili olarak kullanmak istediler.
Bu haberlerden iki tanesi herkesin dikkatini çekecektir:
1) Bahattin Yıldız'ın hayatını anlatan bir metin. Haberde çok sayıda “cihad” ve “şehadet” kelimeleri geçtiği için, bu doküman suç delili olarak sunulmaya çalışıldı. Ama, Bahattin Yıldız'ın İHH yardım gönüllüsü olduğunu ve bir uçak kazasında hayatını kaybettiğini söyleyince o da suç isnadı olmaktan -istemeseler de- çıkmış oldu.
2) Bir başka suç unsuru(!) ise Feyzullah Birışık'ın sitemizde yazmış olduğu bir köşe yazısı idi. Feyzullah ağabey, İsrail'in Mavi Marmara gemisine saldırılarını kınayıp "Kendim dahil tüm İslami köşe yazarlarından nefret ediyorum" demesi, suç unsuru olarak görülmek istendi. Elhamdulillah bu isnat da düştü ve Allah'ın izni ile hürriyetime kavuştum.
Ama, şu da bir gerçek ki, Emniyet Müdürlüğü’nde en ufak rencide edici bir sözle karşı karşıya kalmadım. Gündüz vardiyasındaki memurlarla (onlara orada “Gardiyan” diyorduk) yaşadığım basit bir-iki tartışma dışında göz altı süreci rahat geçti. Betonda yattığımızı saymazsak... Bir de yemek diye en kalitesiz meyve suyu, yarım ekmek ve bir üçgen peyniri saymazsak… Düşünebiliyor musunuz, göz altında olmamıza rağmen, 2 öğün yemek veriyorlardı ve 3. öğün yemeğin ücretini kendi cebimizden ödemek zorunda kalıyorduk! Bu, “büyük devlet” edâsında olanlar için küçük bir ayıp (!) sayılmalı...
MEDYA YİNE YALANLAR SAVURDU
Medyaya yansıyan hırsızlık, bayanları kandırma vb. gibi iddialar benim şahsım hakkında değildi. Aslında dosya üzerinde gizlilik kararı olduğu söyleniyor; dosya, bize ve Avukatlarımıza bile gösterilmiyordu. Bu durumda medyanın bu bilgileri nereden/nasıl aldığı araştırılmalı? Sadece karalamak için yapılmış çirkin bir propaganda...
İnternet üzerinde dolaşan haberler hep birbirini yalanlıyor ve çelişkili… Sloganlaşmış klasik cümlelerden oluşan haberler... Önceki El-Kaide haberleri derlenmiş, gözaltı sayıları değiştirilmiş ve kopyala-yapıştır yapılmış gibi duruyor.
Ayrıca; kaçak elektirik, hırsızlık vb. suçlar (öğrenebildiğim kadarı ile) yeni işlenmiş suçlar değil. Yıllar önce bazı şahısların İslâmî bir yaşam tarzını benimsemelerinden önceki yaşantılarında işlemiş oldukları bazı günahlar. “Kandırıldı” denilen kadınların da göz altındaki bazı şahısların dîni nikahlı eşleri olduğu söyleniyordu. İslâm’ı yaşamaya çalışan insanları rencide etmekten başka birşey değil. Ayrıca örgüt davasına böyle şeyler karıştırmak şu anlama (da) geliyor: “Biz örgüt, örgütsel bağlantı, örgütsel eylem adına birşey bulamadık, hiç olmazsa çamur atalım da izi kalsın...”
OPERASYON HAKKINDA BAZI AYRINTILAR
Yapılan operasyonda, gözlemlediğim kadarı ile göz altına farklı çevrelerden insanlar alınmış. Şahsen benim tanımadığım bir sürü insan vardı nezarethânede. Bunu Emniyet mensupları da biliyordu, hakkımızdaki iddialarda da gün ışığı gibi yansıyordu bu gerçek...
Özellikle Çanakkale'den getirilen kişiye bizzat Savcı "Sen suçsuzsun!" diyerek serbest bırakmıştı...
Birbiriyle ticâri ilişkiden dolayı telefon takibine takılan bir kaç kişi vardı. Suçları sadece ticaret yapmaktı... Bu boyutun gereği gibi anlaşılabilmesi için, yaşanan gerçeklerden dramatize ile senare edilmiş “Ben Fazla Kalmayacağım (Bayrampaşa)” adlı yerli filmin ibretle seyredilmesini ısrarla öneririm.
Sütun Haber dergimize ücretle iş yapan fotoğrafçımızın tutuklanması ise işin en acı olanı idi! Kardeşimiz PKK eylemlerinin oldukça yoğun olduğu bir mahallede esnaflık yapıyor. İş yerine 2 kez hırsız girdi ve bilgisayarını çaldı. Bunun dışında en az 2 kere gasp girişimi yaşadı. Bundan dolayı kuru sıkı bir tabancayı caydırma amacıyla iş yerine koymuş. Sadece bilye sıkan tabancadan dolayı örgüt suçlamasıyla cezaevine yollandı. Halbuki aynı mahallede kaleşnikof sıkanlar, polise taş atanlar ve polisi molotofla yakmaya teşebüs edenler hâlâ sokaklarda geziyor.
Bir başka ayrıntı ise, Emniyet Müdürlüğü’nden Adliye’ye sevk edilmemiz sırasında gerçekleşti. Boynundan rahatsızlığı olanlar bile (özellikle medyaya sunulmak için) elleri arkadan kelepçelendi. TEM ekipleri tarafından fermuarlarının düzgünlüğü kontrol edildi. Sırf poz vermek için 29 kişi acı verilecek şekilde kelepçelendi. Halbuki kelepçe göz altında iken olur. Adliye’ye çıkarılırken göz altı bitmiştir. Göz altında kelepçeye gerek görmeyen görevliler, göz altı bittikten sonra medyaya teşhir için bunu yaptılar.
Yine başka bir ayrıntı… Adli Tıp önünde bizler kelepçeli bekletilirken, hem de Adana gibi bir şehirde sıcak altında polisler kendilerine su alıp gözümüzün önünde içiyordu, içerideki sıcağa dayanamayıp aşağı inmişlerdi. Henüz masum sayılan bizler ise, orada çöl güneşi altına atılan suçlular gibi muamele görüyorduk ve otobüsün kapılarını da üstümüze kapatmışlardı.
Adliye’ye sevk edildiğimizde, koridorun karşısındaki ailelerimize selam vermemizi bile hazmedemeyip bizlere saldıran polisler oldu. Kısa süreli yaşanan arbedede çok sayıda polis yumruklandı, (ben de dahil olmak üzere bir çok kişinin giysisi yırtıldı. Çevik kuvvet mensubu (genç ama selvi boylu) zalimler sanki ailelerini katletmişiz muamelesi yapmaya çalıştılar. Ama Allah onlara izin vermedi, verdiğimiz tepki ve Emniyet âmirinden ricamız üzerine koridordan çıkartılıp gönderildiler...
Ayrıntılar ve gördüğümüz eziyetler saymakla bitecek gibi değil... Herkes kendince haklı, herkes kendince doğru... Bunlar benim görüp eleştirdiğim bazı küçük ayrıntılardı.
Son olarak;
Müslüman kardeşlerime diyorum ki: Dikkat edin! Göz altına alınmanız için herhangi bir sebep olması gerekmiyor! Çok şey keyfî…
Evim sabahın erken saatlerinde basıldı. Yasal olarak yayınlanan binlerce dergime el kondu, başka bir suç unsuruna rastlanmadığı için İslam Akaidi yazan kitaplara bile (suç unsuruymuş gibi) el kondu. Bilgisayarım zorla alınmak istendi. Israrım neticesinde harddiskleri vererek bilgisayarımı kurtarabildim. Laptop bilgisayarım ve bir sürü program CD'm ise gitti. Ve en acısı, hiçbirisinde suç unsuru olmadığı halde bunları geri alamıyorum...
Emniyet Müdürlüğü’nde, savcılıkta ve mahkemede, göz altına alındığım olaylarla hiçbir alâkam olmamasına rağmen hep suçlu gibi muamele gördüm. Hani, bir insanın suçluluğu kanıtlanana dek suçsuzluğu esastı? Neden bu evrensel hukuk kuralı çiğneniyordu?
Müslümanlar, özellikle telefon konuşmalarına ve MSN yazışmalarına çok dikkat etmeli. Samimi bir arkadaşınızla yapmış olduğunuz basit bir şaka bile örgüt üyesi olduğunuz, örgüt bağlantınızın bulunduğu, örgütsel eylem yaptığınız suçlamasıyla yarın karşınıza çıkabilir. Dikkat edin! (Ör: Msn'de bir arkadaşıma "dergileri ne yaptın? sattın mı? diye sormam karşıma bu ne anlama geliyor diye sorularak çıktı.)
Ve.. Müslüman kardeşlerinizi sevin, insanlar birbirinin kıymetini ancak kaybettiklerinde anlıyor...
Tutuklanan tüm kardeşlerime ve yakınlarına Allah'tan sabır diliyor, göz altındayken desteklerini esirgemeyen başta Haksöz ve Özgür-Der'e, islammedya.com'a, kudusyolu.net ekibine, destek ve dualarını esirgemeyen herkese teşekkür ve dua ediyorum.
Metin Doğruyol / SÜTUNHABER Genel Yayın Yönetmeni
DİĞER HABER BAŞLIKLARI:
G. Yayın Yönetmenimiz adliyede- video
Adana'da 9 kişi daha serbest
İftiranın bu kadarına pes artık!...
Bu Konseptin Sonu Fiyaskodur
Adana'da 6 kişi serbest
G. Yayın Yönetmenimiz adliyede- video